"Bazen bir ömür, yirmi yıla sığar. Bazen bir yürüyüş, bir millete siper olur."
KİMLİĞİ VE YEMİNİNİN ATEŞİ
Tokat’ın Erbaa ilçesinden kopup gelen, Anadolu’nun ruhunu taşıyan yirmi yıllık bir çınardı o: Ali Uzun. Hayatını, Bahçelievler’de, yol arkadaşı ve ülküdaşı Satılmış Altın ile birlikte işlettiği mütevazı bir çayocağı etrafında kurmuştu. Mesleği esnaflıktı, ancak duruşu bir neferin duruşuydu. O, sadece bir dükkân sahibi değil, MHP Bakırköy İlçe teşkilatının inancına adanmış, davası için sokaklarda duran bir yiğitti.
ADANMIŞLIĞIN ZİRVESİ VE TEHDİTLER
Ali Uzun, inanç yolunun dikenli olduğunu biliyordu. Bu uğurda daha önce de hedef alınmış, kanını akıtmış, ancak yaralı da olsa hayata tutunarak düşmanlarına boyun eğmeyeceğini göstermişti. Tehditler kesintisizdi, gölgeler sürekli üzerlerindeydi. Gerekli mercilere başvurmuş, hayatlarının tehlikede olduğunu haykırmıştı; lakin çabaları sonuçsuz kaldı. Devletin koruyucu kalkanı onlara uzanmayınca, Ali Uzun ve ülküdaşı, kendi yüreklerinin cesaretini kalkan edinmek zorunda kaldılar. Onlar, ölümü göze alarak dahi, inandıkları davadan geri dönmeyenlerin sembolü haline gelmişlerdi.
30 AĞUSTOS 1979: SON YÜRÜYÜŞ
Tarih, milletin zafer destanlarının yazıldığı 30 Ağustos 1979’u gösteriyordu; ancak o gün, Ali Uzun için yazılacak olan destan, bir zaferden çok, bir fedakârlık yeminiydi. Basit bir görev, omuzlarına ağır bir kader yükledi: Kuru temizlemede bekleyen elbiselerini alması gerekiyordu.
Tehlikenin her an pusuda beklediği o sokaklarda, kardeşlik bağının gücü bir kez daha ortaya çıktı. Satılmış Altın, can yoldaşını yalnız bırakmayı reddetti. Birbirlerine destek olarak, Yayla durağına doğru yürüdüler. O an, arkalarındaki karanlık, “Devrimci katiller” kılığında onları sinsice takip ediyordu.
SİPER VE YÜREKLERDEN ŞEHADET
Yayla durağına ulaştıklarında, pusu kurulmuştu. Solcu-komünist militanlar, bir anda ateş açtı. O kritik anda, Ali Uzun’un yirmi yıllık yaşamındaki en büyük, en destansı karar verildi. Gelen kurşun yağmuruna karşı Satılmış’ı korumak için tereddütsüz bir hamle yaptı; bedenini siper etti!
İlk mermiler Ali Uzun’un yiğit göğsüne isabet etti. İki kardeş, kanlar içinde yere yığıldılar. Fakat katillerin kini, yaralı iki genci bırakmaya yetmedi. Yaklaştılar ve acımasızca, başlarına kurşun sıkarak, o iki fedakâr yüreği susturmak istediler.
Saatler sonra, kaldırıldıkları Çapa Hastanesi’nde, Ali Uzun ve Satılmış Altın, yan yana, omuz omuza, şerefle şehadet mertebesine yükseldiler. Ali Uzun, yirmi yaşında, adanmışlığın en yüksek bedelini ödedi: Bedenini bir dosta siper ederek, 30 Ağustos destanına ismini altın harflerle yazdırdı.
"Onlar, sadece kurşunla değil, aynı zamanda dostluk ve adanmışlık yeminiyle de vuruldular. Ve o yemin, sonsuza dek bir destan olarak kaldı."