"Yürekten verilen sözlerin bedeli, bazen bir yayla rüzgarının fısıltısıyla ödenir; bazen de 30 Ağustos'un sıcak bir gününde, bir kahramanın kanıyla tarihe kazınır."
MİRAS VE ADANMIŞLIK
O, sadece bir meslek erbabı değildi; hukukun ve inancın kalkanını kuşanmış bir idealistin ta kendisiydi. Adı Ahmet Boz’du. Doğduğu toprakların, Mersin’in, davasına adanmış 32 yıllık gür bir sesiydi. Avukatlık cübbesini giyen bu yiğit adam, aynı zamanda MHP Mersin İl Teşkilatı’nın sekreterliği gibi ateşten bir görevin de sorumluluğunu taşıyordu.
Ahmet Boz, hayatın en kutsal bağlarıyla çevriliydi: Evliydi ve geride üç küçük evlat bırakmıştı. Fakat onun kaderi, sadece bir babanın sıcak kucağıyla sınırlı kalmayacaktı. O, ailesinin refahını değil, milletinin geleceğini seçmişti.
YILMAZ DİRENİŞİN YEMİNİ
Ahmet Boz’un hayatı, tehdit ve baskı altında geçen bir onur mücadelesiydi. O, karanlığın ortasında parlayan bir hedef haline gelmişti. Defalarca ölümle yüz yüze geldi, tehdit edildi ve canına kastedildi. Kurşunların namlusundan çıkan mermiler ona vız geliyordu; çünkü onun vücudunda değil, ruhunda taşıdığı bir zırh vardı.
Her saldırıdan sonra daha da sağlam durdu. Her tehdit, onun cesaretini bileyen bir ant haline geldi. Yılmadı. Geri adım atmadı. Siyasi mücadelesini bir avuç toprağa sadakatin nişanesi bilerek, gelecek nesillere boyun eğmemenin destanını fısıldadı.
ATEŞ ÇEMBERİ VE SON NEFES
30 Ağustos 1978... Kaderin çizildiği o karanlık günde, Avukat Ahmet Boz, huzurun sembolü olan Ayvagediği Yaylası’nda bulunuyordu. Ancak yaylanın sakinliği, hainliğin ve düşmanlığın çirkin yüzüyle bozuldu. Devrimci solcu-komünistlerin başlattığı merhametsiz bir saldırı dalgası, birden bire Ayvagediği’ni bir savaş alanına çevirdi.
Saldırganlar, kahpece ve kalabalık bir şekilde, önce ilkel bir barbarlıkla saldırdılar. Ahmet Boz’un üzerine taşlarla, sopalarla ve keskin bıçaklarla yürüdüler. O gün, bir kahramanlık imtihanı yaşanıyordu: Bir idealin, kaba kuvvete karşı direnişi.
Ancak Ahmet Boz’un yılmaz direnişi karşısında çaresiz kalanlar, son ve en alçakça silaha sarıldılar. Kurşunlar vatanın göğsüne saplanır gibi, Ahmet Boz’un bedenine isabet etti. Ağır yaralı halde, canı pahasına savunduğu davasının bilinciyle son nefeslerini saymaya başladı.
O, hemen Mersin Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yoğun çabalar gösterildi, dualar edildi; ancak artık bedeni, inancının bedelini ödemişti. Ahmet Boz’un güçlü yüreği, 30 Ağustos 1978 günü, bir şehadet yeminiyle durdu.
ARDINDAN DOĞAN GÜNEŞ
Şehadeti, bir davanın asla ölmeyeceğinin en somut kanıtı oldu. Ahmet Boz, yeryüzünden ayrıldığı o anda, ebedi bir miras bırakıyordu. Onun davası, sadece üç yetimle sınırlı kalmadı; o, vatan için can verirken, daha sonra dünyaya gelecek olan dördüncü çocuğunun kaderini de çiziyordu.
O, son nefesinde bile geride kalanlara bir yemin bıraktı: Adanmışlığın ve cesaretin, toprağın altında dahi filizlenebileceğini gösterdi. Ahmet Boz ismi, o günden itibaren, Mersin topraklarında yeşeren sarsılmaz imanın ve ödenen en yüksek bedelin sembolü oldu.
"Onlar sandılar ki bir bedeni susturmakla bir ülkü ölür. Oysa o gün Mersin’de, 32 yıllık bir kahramanın kanıyla, nesilden nesile sürecek bir yemin daha yazıldı."