"Bazı yollar vardır ki, son durağı mezar olsa bile, o yolda yürümek namustur."
KİMLİĞİ VE BİR YURT SEVDALISININ MÜHÜRÜ
Adana’nın sarsılmaz evladı, 48 yıllık ömrünü millet davasına adamış bir yiğit: Mesut Aras. O, toprağına kök salmış, Adana’da doğmuş, yaşamış ve en önemlisi, inancını Adana semalarına nakşetmişti. Sadece ailesinin değil, mensubu olduğu davanın da dayanağıydı. Evliydi ve geride iki evladının geleceği için çırpınan bir baba yüreği taşıyordu. O, İstiklal Mahallesi’nde ikamet eden, her adımı dürüstlükle atılmış bir vatanseverdi.
ÇELİK VE İNANÇ ARASINDAKİ YEMİN
Meslek hayatında dahi bir liderdi. Tekel ve Sigara Fabrikası’nın çetin dünyasında, sadece bir işçi değil, sorumlu bir bölüm şefiydi. Sabahları emeğin kutsallığına, akşamüstleri ise inancının kutsallığına hizmet ediyordu. Zira o, sıradan bir hayat sürmeyi reddetmiş, karanlığın en koyu olduğu dönemlerde elini taşın altına koymuştu. MHP Adana İl Teşkilatı yönetiminde üstlendiği görev, sadece bir makam değil, zulme karşı dimdik durma yeminiydi. Bu yemin, onu hedef tahtasına koysa da, geri adım atmadı. O, makamını ceketinin cebinde değil, yüreğinin en derininde taşıdı.
SON GÜN, SON GÖREV: 29 AĞUSTOS 1979
Tarih 29 Ağustos 1979’u gösterdiğinde, Adana’nın üzerinden sinsi bir gölge geçmekteydi. Öğleden sonra 16.30 sularında, Mesut Aras, günün yorgunluğunu ve davasının ağırlığını taşıyan adımlarla İstiklal Mahallesi’ndeki yuvasına doğru ilerliyordu. Fabrikanın ağır kokusunu, evinin huzur kokusuyla değiştirmeye sadece birkaç adım kalmıştı. Bilinmezlik içinde attığı her adım, aslında kahramanın kaderine doğru attığı son adımdı.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ VE DÜŞÜŞÜ
Ancak karanlık, sivil hayatın ortasında pusu kurmuştu. İdeolojilerinin kine dönüştürdüğü devrimci solcu-komünist militanlar, bir yiğidi alnının teriyle kazandığı yolda, evine dönüş anında beklemeyi seçmişti. Cesaretleri meydan okumaya yetmeyenler, alçakça bir pusu kurmuşlardı. Mesut Aras, o hain saldırının hedefi oldu. Silahlı saldırı, onun kararlı yürüyüşünü durdurdu. Başından aldığı ağır yara, sadece bedenini değil, o gün Adana’nın vicdanını da derinden yaraladı.
O an, sadece bir işçi, bir şef veya bir yönetici düşmedi; inandığı değerler uğruna bedel ödeyen bir kale yıkıldı. Mesut Aras, son nefesini, ardında bıraktığı omuzdaşlarına, davanın asla yerde kalmayacağına dair bir miras bırakarak verdi ve şehitler kervanına katıldı.
EBEDİYETE UĞURLANIŞ
Bir yiğidin destanı, Adana Karşıyaka Asri Mezarlığı’nın sessizliğinde mühürlendi. O’nun 48 yıllık kısa ancak adanmış hayatı, bir dönem karanlığa direnişin, bir milletin inancının ve fedakarlığın sembolü olarak tarihe yazıldı. Mesut Aras, kuru bir biyografi değil, vatan toprağına kanıyla can veren bir haysiyet manifestosuydu.
"O, bir kurşunla susturulmaya çalışılan ses değil; Adana toprağına düşüp, milletin hafızasında sonsuzluğa yürüyen bir yemindir."