"Bazı hayatlar mürekkeple değil, namus ve adanmışlık ateşiyle yazılır; onlar ki, düştükleri yerde göğe yükselirler."
IĞDIR’DAN DOĞAN YÜREK
Anadolu’nun kadim topraklarından, Iğdır’ın çetin rüzgârlarını kalbine mühürlemiş bir yiğitti o. Adı, Ataman Sıktaş’tı. Hayatı boyunca dürüstlük ve emeği kendine şiar edinmiş, büyük metropol İstanbul’a dahi bu değerleri taşımıştı.
O, devasa bir siyasi karmaşanın ortasında, Güngören’de manifaturacılık yaparak rızkını kazanan mütevazı bir esnaftı. Onun dükkânı, sadece kumaşların satıldığı bir yer değil, aynı zamanda inancının ve milli duruşunun sessiz bir karargâhıydı. O, sıradan bir hayat sürerken bile, duruşuyla içinde yaşadığı döneme karşı koyan, sessiz bir kahramanlık sergilemekteydi.
GÜNGÖREN’DEKİ SESSİZ ADANMIŞLIK
Ataman Sıktaş, hayatını alın teriyle dokuyordu. O karanlık yıllarda, sokakların şiddet ve kutuplaşma ile kaynadığı bir dönemde, İstanbul’un kalabalık caddelerinde ülkücü kimliğini onurla taşıdı. O, kavgasını sadece bir duruşla, bir vicdanla ve bir esnafın dürüstlüğüyle veriyordu. O’nun hikayesi, cephede değil, günlük hayatın en sıradan anında, bir fedakârlık nişanesi olarak mühürlenecekti.
29 AĞUSTOS 1980: SAAT 16:45 VE SON ADIM
Takvimler 29 Ağustos 1980’i gösteriyordu. İstanbul, Güngören Köyiçi Mahallesi, o öğleden sonra belki de en sakin saatlerini yaşıyordu. Ataman Sıktaş, hayati bir ihtiyacı gidermek üzere, Eczacı Esin Başlamış’a ait olan eczaneye girdi. Saatler 16:45’e yaklaştığında, O’nun attığı bu son adım, kaderine doğru atılmıştı.
Ne bir cephe, ne bir çatışma anıydı. O an, bir ülkücünün, bir vatandaşın en masum ve savunmasız olduğu bir anda, bir komplo ile karşı karşıya kalacağı karanlık andı.
ATEŞ ÇEMBERİNDE SON NEFES VE ÖLÜMSÜZLÜK
Eczanenin kapısı birdenbire açıldı; içeriye devrimci solcu-komünist militanların soğuk nefreti ve kana susamışlığı doldu. Onlar ki, sadece siyasi düşmanlarını değil, vatanın düzenini ve masumiyeti hedef alıyorlardı.
Hiçbir uyarı yapılmadı, hiçbir vicdan sesi dinlenmedi. Kurşunlar adeta bir lanet gibi eczaneye yağmaya başladı. Ataman Sıktaş, o dehşet anında belki de son bir kez vatanının adını andı, son bir kez duruşunu sağlam tuttu. Saniyeler içinde, hem Eczacı Esin Başlamış hem de Ataman Sıktaş, aldıkları kurşun yaralarıyla oracıkta destansı bir sona ulaştılar.
O, düşmanlarının gözünün önünde, bir eczanenin zemininde, bir vatansever olarak can verdi. Şehadeti, sıradan bir cinayet değil, o dönemin zulmüne karşı verilmiş en onurlu cevaptı. İstanbul’un ortasında, Güngören’de 29 Ağustos 1980 günü, Ataman Sıktaş, esnaf kimliğiyle başladığı hayatını, vatanı için canını feda eden ölümsüz bir kahraman olarak tamamladı. O gün, sadece bir kişi ölmedi; bir dava, o kanla daha da yüceldi.
"29 Ağustos 1980, İstanbul'un kalbinde Ataman Sıktaş'ın adıyla mühürlenmiştir; o, fedakarlığın ve unutulmaz bir adanmışlığın sönmez meşalesidir."