"Bazı ömürler takvimle değil, adanmışlıkla ölçülür; ve bir milletin geleceği, makamını değil davasını sevenlerin omuzlarında yükselir."
KÖKLERİ VE YÜKSEK VAZİFESİ
Adı, Ülkücü Şehit ABDULHAMİT MECİT KURŞUN. O, sadece bir Ardahanlı değildi; Ardahan’ın kararlı ve vakur duruşunu İstanbul’un kalabalık sokaklarına taşıyan bir gönül erbabıydı. Ardahan'ın Posof ilçesinden çıkıp gelen, 50 yıllık çınar duruşuyla ailesine ve milletine siper olmuş bir babaydı. Evliydi ve iki evladın geleceğine ışık tutuyordu. Sırtında taşıdığı yük, sadece aile reisi olmak değildi; o, İstanbul Güngören Köyiçi Mahallesi’nin seçilmiş muhtarıydı. Makamı, sıradan bir idari mevki değil, mücadelesinin ve ilkelerinin temsil edildiği bir kale, bir güven kapısıydı.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Takvimler 1980 yılını gösteriyordu. Ülkenin üzerine kara bulutların çöktüğü o hain dönemde, Abdulhamit Mecit Kurşun, muhtarlık mührünü, davasının ve inancının mühürü olarak taşıyordu. Onun makamı, haktan ve milli duruştan taviz vermeyeceğinin açık ilanıydı. Bu kararlı duruş, onu gözü dönmüş şer odaklarının birinci hedefi haline getirdi. O, tehlikenin farkındaydı, ancak mevzisinden ayrılmayı zillet saydı. Muhtarlık binası onun için son nefesine kadar hizmet edeceği bir mevziydi.
O KARANLIK CUMARTESİ: 29 AĞUSTOS 1980
Tarih, 29 Ağustos 1980. Saatler 16.45’i gösterdiğinde, İstanbul’un huzuruna kurşunlar yağmaya başladı. Abdulhamit Mecit Kurşun, makamında vazifesinin başında iken, gözü dönmüş THKP-C militanları, Kırkpınar Caddesi üzerindeki muhtarlık binasına saldırdılar. Bu, basit bir cinayet değil, milletin iradesine ve temsilcisine sıkılan bir ihanet kurşunuydu.
O, geri çekilmedi. Sadece muhtar değil, davasının bayraktarı olarak, makamında dik durdu. Otomatik silahlarla yapılan alçakça tarama karşısında, Abdulhamit Mecit Kurşun, bedenini sonuna kadar siper etti. Onun şehadeti, kuru bir ölüm değil, bir inancın ve adanmışlığın destansı son mührü oldu.
DESTAN VE SON SLOGAN
Zalimler, Abdulhamit Mecit Kurşun’un cansız bedenini geride bıraktıktan sonra, olay yerinden kaçarak ikinci hedeflerine yöneldiler. Güngören Eczanesine girerek orada bulunan Ülküdaşları Ataman Sıktaş ve Eczane Sahibi Esin Başlamış’ı da şehit ettiler.
Caniler, eylemlerini sloganlarla yücelterek kaçtılar. “Üç MHP yanlısını cezalandırdık!” diye attıkları o hain slogan, Abdulhamit Mecit Kurşun’un ne uğurda can verdiğini tarihe not düşüyordu: O, sadece Muhtar değil, inançlarından dolayı hedef alınan, duruşundan dolayı cezalandırılmak istenen bir kahramandı. Onun şehadeti, milletin davasında ödenen bedelin ilk ve en sarsıcı habercisi oldu.
"O, sadece muhtarlık binasında değil, 1980’in karanlık dehlizlerinde de adanmışlığın ve cesaretin yolunu aydınlatan bir meşale bıraktı; adı, nesiller boyu sürecek olan o destanın ilk kurşun sesi oldu."