"Büyük davalar, en sevdiklerini dahi ardında bırakma cesaretini gösterenlerin omuzlarında yükselir."
ŞANLIURFA’NIN ÇELİKLEŞEN YÜREĞİ
Kimliği sadece bir isimden ibaret değildi; o, toprağına, ailesine ve inancına adanmışlığın destanıydı. Ülkücü Şehit KEMAL BAYIK. Şanlıurfa’nın sıcak bağrında, Hilvan ilçesinde başlayan hayat yolculuğu, kısa fakat azametli bir mücadeleyle örülmüştü. O, sadece bir eş veya baba değildi; o, arkasında eşini ve sarsılmaz bir mirasın bekçisi olan üç çocuğunu bırakan, sorumluluk sahibi bir hürriyet neferiydi.
AİLE OCAĞI VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Kemal Bayık, hayata sıkı sıkıya bağlıydı. Mesleği gereği bir esnaftı; oto galerisi, arabaların alım satımıyla uğraşan, çarşının ve pazarın sesini dinleyen bir adamdı. Su Meydanı’ndaki galerisi, sadece ekmek teknesi değil, aynı zamanda memleket sevdası uğruna girdiği çetin mücadelenin de karargâhıydı. Zira o, ticari hayatının yanında, milletine hizmeti en yüce görev bilmiş, MHP Şanlıurfa Merkez İlçe Başkanlığı gibi çetin bir görevin yükünü omuzlamıştı. O, hem rızkını kazanan hem de kutlu davasının sancağını yere düşürmemek için mücadele veren, fedakâr bir kahramandı.
DURAKTAN ÖLÜME UZANAN GÜN
Takvimler, 28 Ağustos 1978’i gösteriyordu. Memleketin üzerindeki karanlık bulutların en yoğunlaştığı, fikir namusunun kanla sınandığı günlerdi. O gün, Şanlıurfa’nın kalabalık noktalarından biri olan Su Meydanı civarındaki otobüs garajında bulunan oto galerisinde, hayatının rutin akışını sürdürüyordu. Saatler 11.30’u vurduğunda, adanmışlığın bedeli en acımasız haliyle istendi.
Her gün yüzlerce insanın gelip geçtiği o hayat dolu mekân, birdenbire kalleşliğin sahnesi oldu. İki komünist militanın karanlık gölgeleri, saklandıkları yerden çıkarak, işinin başında duran bu dürüst insana alçakça silah çektiler. Kemal Bayık, makamında değil, ekmeğini kazandığı ve davasına sahip çıktığı kendi yuvasında, namert bir saldırının hedefi oldu. Bu saldırı, yalnızca bir cana değil, o kişinin temsil ettiği tüm değerlere yönelmişti. O, teslim olmadı; direnişinin son anına kadar duruşundan taviz vermedi.
DESTANIN SON PERDESİ: HİLVAN
Hain kurşunlar, esnafın alın terini, başkanın kararlılığını ve babanın şefkatini hedef aldı. Kemal Bayık, 28 Ağustos 1978 günü, öğle saatlerinin sıcaklığında, davası uğruna şehadet şerbetini içerek ruhunu hakka teslim etti.
Bir devrin sona erdiği bu acı olayın ardından, kahramanın naaşı, doğduğu topraklara geri döndü. Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesi, onu bir evlat olarak karşıladı ve mücadelelerle geçen hayatının son durağı oldu. Kemal Bayık, fiziken aramızdan ayrılmış olsa da, üç evladına bıraktığı onurlu duruş ve milletine adadığı şerefli hayat, dilden dile anlatılacak büyük bir destana dönüştü.
"Onlar unutturmak istediler; biz ise biliyoruz ki, bir vatanın harcı, Kemal Bayık gibi esnafı, babası ve başkanı olan adsız kahramanların kanıyla karılmıştır."