“Kimi hayatlar, bir meşale gibi yanıp, en karanlık gecede bile söndürülemez bir iz bırakır. Metin’in 18 yıllık ömrü de bir adanmışlığın destanı oldu.”
YENİ BİR BAŞLANGICIN YİTİK GÖLGESİ
O, henüz 18 baharı görmüş, hayatının eşiğinde duran bir yiğitti. Adı Metin Özcan Çavuşoğlu. Aslen Denizli’nin kadim topraklarından geliyordu; ancak kader, onu ailesi ile birlikte, umutla yeni bir hayat kurmak üzere Ankara’dan Aydın’ın Nazilli ilçesine taşımıştı. Yenimahalle’deki bu yeni durak, maalesef onun son menzili olacaktı. O, sadece bir genç değil, aynı zamanda ailesinin tek filizi, yüreği vatana adanmışlığın coşkusuyla çarpan gencecik bir ülkücüydü. Ailesinin üzerindeki bütün umutları ve hayalleri omuzlarında taşıyordu. Kısa süren yaşamı, idealleri uğruna verilen mücadelenin ne kadar büyük bir bedeli olduğunu gösterecekti.
BİR YÜREK VE BİR YOLDAŞ
Takvimler 28 Ağustos 1980’i gösterirken, ülkenin üzerindeki gerilim bulutları Nazilli’nin sokaklarını da karartmıştı. O akşamüzeri, Metin Özcan Çavuşoğlu, ülküdaşlık yeminiyle bağlı olduğu İsa Oduncu ile birlikte yürüyordu. Bu, sıradan bir yürüyüş değil, iki adanmış ruhun geleceğe dair inançlarını paylaştığı, kararlılıkla atılmış adımlardı. Bilmiyorlardı ki, adımları onları tarihin en hain ve karanlık pususuna doğru götürmekteydi.
PUSU VE SON SAVUNMA
Yürüyüşleri, Fatih İlkokulu’nun köşesinde, devrimci solcu-komünist militanlar tarafından alçakça ve korkakça kurulmuş bir pusuyla kesildi. İdeallerin çatıştığı o an, namertçe sıkılan kurşunlarla aydınlandı. Militanlar, savunmasız ülküdaşlarımıza yaylım ateşi açtılar.
Metin ve yoldaşı ağır yaralandılar. Kanlar içinde kalmalarına rağmen, Metin’in içindeki savaşçı ruh asla teslim olmadı. Silahların karşısında dahi geri çekilmeyi reddeden bu onurlu genç, düşmanın ateşine karşı sadece bedeniyle değil, çelikten bir iradeyle direndi. Yanında bulunan mütevazı bir bıçakla kendini korumaya çalıştı, adeta ölümün karşısına tek başına kalkan oldu. O an, Metin’in bıçağı, sadece bir savunma aracı değil, teslimiyete karşı bir başkaldırının ve son nefese kadar sürecek direnişin simgesiydi. O, ağır yaralı bedenine rağmen kahramanlık dersi veriyordu.
ZAMANIN DURDUĞU AN: 28 AĞUSTOS 1980
Ancak karanlık ve sayıca üstün olan düşman, bu destansı direnişi daha fazla hazmedemedi. Gözleri dönmüş militanlardan biri, bu 18 yaşındaki kahramanın korkusuz duruşunu sonsuza dek susturmak istercesine, kurşunu Metin Özcan Çavuşoğlu’nun kutsal başına sıktı. O an, Nazilli’nin Yenimahalle’sinde zaman durdu.
28 Ağustos 1980 günü, adanmışlık yemini eden genç bir ülkücü, geride bıraktığı umutları ve tek evlat olmanın ağırlığını sırtında taşıyarak, en yüce mertebeye ulaştı. O, yoldaşını koruma ve teslim olmama uğruna kanının son damlasını akıtan bir şehit olarak, adını milletin hafızasına kazıdı.
“O, silahların karşısına bıçağıyla çıktı. Korku nedir bilmeyen bu yiğidin kanı, 18 yaşındaki bir fidanın vatan toprağına nasıl kök saldığının en acı ve en onurlu ispatıdır.”