"Bazılarının hayatı bir devrin sonu, bazılarının şehadeti ise bir destanın başlangıcıdır. Ahmet Remzi Akbaş, o destanın Adana’daki onurlu mührüdür."
BEŞ EVLADIN BABASI VE BİR MİLLETİN DAVASI
Tarih 28 Ağustos 1980'i gösterdiğinde, Adana toprakları yalnızca bir esnafı değil, aynı zamanda bir çınarı kaybetmenin ağırlığını yaşayacaktı. O, 55 yaşındaydı; hayatın en olgun çağında, sorumluluğu en ağır hisseden bir baba. Geride bıraktığı beş evlat, ailesinin omuzlarına yüklediği kutsal bir emanetti. Ahmet Remzi Akbaş, yalnızca ailesinin değil, inandığı davanın da yılmaz bir bekçisiydi. Adana'nın Sarıyakup Mahallesi'nde kök salmış, ailesiyle birlikte nesillerdir taşıdığı ülkücü duruş, onun hayatının temel direğiydi. O, ticaret ahlakını ve davasını aynı saflıkta tutan, Anadolu'nun zorlu ama onurlu insanlarından biriydi.
EKMEK TEKNESİNDE BİLENEN İNANÇ
Mesleği odunculuktu. Kendi emeğiyle kurduğu, alın terinin simgesi olan iş yeri, sadece ticaret yaptığı bir mekân değil, aynı zamanda inancının da küçük bir kalesiydi. Zor zamanlarda bile geri adım atmayan bu esnaf, ekmek teknesini namusu bilmişti. Ahmet Remzi Akbaş'ın ocağı, karanlık ideolojilerin ve karmaşanın ortasında, milletine ve davasına sadakatin sıcaklığını koruyan bir sığınaktı. O gün, iş yerinde, yani hayatını adadığı o kutsal mekânda bulunuyordu. Bir baba olarak ailesine rızk getirdiği bu yer, aynı zamanda son duruşunu sergileyeceği cephe olacaktı.
KARANLIĞIN İKİNDİ BASKINI
O gün, gökyüzünün renginin değişmeye başladığı ikindi vaktiydi. Pusunun ve kalleşliğin zamanı gelmişti. Devrimci solcu ve komünist militanlar, bir esnafın, bir babanın dürüstçe işlettiği bu mabedi hedef aldılar. Bu bir çatışma değil, inanca yapılmış alçakça bir baskındı. Ahmet Remzi Akbaş, kendisini ve davasını temsil eden o kutsal mekanı savunurken, ihanet tabancalarından çıkan kurşunlarla ağır yaralandı. Yaşına, fedakârlığına ve masumiyetine rağmen, inandığı değerler için kanının dökülmesi gerekiyordu.
SON NEFESİN YOLCULUĞU
Vurulmuştu. Ekmek teknesinin zemininde, dökülen kanı davasının mührü oluyordu. Fakat asıl trajedi, kahramanlığın yalnızlık sınavında gizliydi. Civardaki insanlar, o zorlu ve kanlı anlarda sessizliğe büründüler; kahramanın acısına ortak olmaya cesaret edemediler. Ahmet Remzi Akbaş, en kritik anında yardımsız kaldı. Saatler geçtikçe, hayat enerjisi o yaranın açtığı büyük kan kaybıyla yavaş yavaş çekildi. Nihayet hastaneye yetiştirilmek üzere yola çıkarıldığında, artık çok geçti. Kanı, uğruna savaştığı toprakları sularken, yolda son nefesini verdi. Hastaneye ulaşamadan, kurtuluşa bir adım kala, adanmış ruhu bedeninden ayrıldı ve Adana Asri Mezarlığı’nın toprağına emanet edildi.
"Ahmet Remzi Akbaş, sadece 55 yaşında vefat eden bir esnaf değil, inancını canıyla mühürleyen, ekmek teknesini davasına siper eden Adana’nın onurlu ve ölümsüz şehididir. Vücudunu saran o son yalnızlık, davasının büyüklüğüne dair en ağır şahittir."