"Bazı hayatlar, karanlık bir yolda yürürken dahi ardında aydınlık bir iz bırakmak için seçilir. Tahsin Öz'ün kaderi de, yoldaşlık ve iman üzerine yazılmıştı."
ÇANKIRI'DAN YÜKSELEN SES: İDEALLERİN ADAMI
Takvimler 1979 yılının o sancılı günlerini gösterirken, milletin geleceği üzerine kurulan pusuların en derin olduğu çağda, Tahsin Öz, sade ve çelikleşmiş bir kimliğin timsaliydi. Doğum yeri Çankırı, onun ilk yurdudur; ancak asıl yuvası, inandığı değerlerdi. Elleri, bir fabrikada işçilik yapmaktan nasır tutmuştu; ancak ruhu, Ülkücü İşçiler Derneği (ÜİD) çatısı altında, millet sevdasıyla parlıyordu. O, sadece ekmeğini kazanan bir emekçi değil, aynı zamanda hilal sancağının yoldaşlık yeminiyle beslediği adanmış bir neferdi.
ANKARA YOLCULUĞU VE KARDEŞLİK VAZİFESİ
Tahsin Öz, o Ağustos sonunda, ne bir kavga ne de bir çatışma arıyordu. Onun tek hedefi, Ankara’daki Tıp Fakültesi Hastanesinde yatan hasta bir arkadaşının elini tutmaktı. Bu, sadece bir ziyaret değil, ülküdaşlığın en saf, en insancıl vazifesinin yerine getirilmesiydi. Fabrikasından ayrılıp, yoldaşının derdine ortak olmak üzere başkentin puslu sokaklarına adım atmıştı. Fedakârlık, onun için büyük nutuklar değil, eyleme dökülmüş sessiz bir duruştu.
28 AĞUSTOS 1979: PUSUNUN GÖLGESİ
Tarih, 28 Ağustos 1979'u gösteriyordu. Saatler 22.30'u vurmuş, gece en karanlık perdesini indirmişti. Tahsin Öz, yanındaki iki arkadaşıyla birlikte Akdere, Kartaltepe İtfaiyesinin önünden geçerken, hainliğin ve ideolojik nefretin kurduğu soğuk pusuyla yüzleşti. Onlar, devrimci solcu komünist militanların hedefindeydi.
Bu, bir çatışma değil, inançlarına sımsıkı sarılmış bir avuç gönül erene karşı yöneltilmiş alçakça bir saldırıydı. Mermiler karanlığı yırtarken, Tahsin Öz, yoldaşlarının önünde, adeta bir kalkan gibi durdu. Vücudu, inançlarının bedeli olarak en ağır yaraları aldı. O an, bir işçinin cesareti, zulmün ateşinden daha parlaktı.
HASTANE YOLU: SON MARŞ
Kanlar içinde kalan Tahsin Öz’ü ve ağır yaralanan iki ülküdaşını kurtarma çabası hemen başladı. Arkadaşları, onu hayata döndürmek umuduyla hızla bir hastaneye yetiştirmeye çalışıyorlardı. Ancak Tahsin Öz'ün yaraları derindi, aldığı darbe ölümcüldü.
O, son nefesini hastanenin steril ortamında değil, Ankara’nın o geceki soğuk ve taşlı yollarında verdi. 28 Ağustos 1979’da, arkadaşının yanına yetişmek için çıktığı bu yolculuk, onun sonsuzluğa yürüyüşü oldu. Yolda şehit düştü. O’nun can bedeliyle yazılan fedakârlığı, iki arkadaşının ağır yaralı dahi olsa hayatta kalmasının bedeliydi. Tahsin Öz, adanmışlığı, yoldaşlığı ve cesareti ile, milletin şeref defterine adını kanıyla yazdırdı.
"Tahsin Öz, o gece sadece bir işçi olarak değil, idealleri uğruna yola çıkmış ve yolunu aydınlatmış bir kahraman olarak düşmüştür. Onun şehadeti, yoldaşlık yeminine basılan ebedi bir mühürdür."