"Kimi hayatlar, bir asra sığmayacak kadar büyük bir ideali on yedi yıllık bir ömre sığdırır. O, adanmışlığın en saf ve en genç haliydi."
BİR YÜREĞİN DOĞUŞU
Balıkesir’in sadık topraklarında, Armutalan Köyü’nde yeşeren bir fidanın adıydı Mehmet Başkurt. Henüz hayatının baharını yaşarken, yalnızca on yedi yaşında, ruhuna millet sevdası düşmüştü. Ailesiyle birlikte Toygar mahallesinde ikamet eden bu genç nefer, kaderinin yazıldığı topraklarda, geleceğe dair en büyük sorumluluğu omuzlamıştı. O, sadece bir öğrenci değil, adanmış bir davanın gür sesi olmaya namzet bir yiğitti.
GENÇ BİR LİDERİN YEMİNİ
Ticaret Lisesi sıralarında, defterler arasında kalem değil, ülkü sancağı taşıyordu. Mehmet Başkurt, kuru bir biyografi maddesi değil, Ülkü Yolu Derneği (ÜYD)’nin en cesur neferlerindendi. Koca lise teşkilatının başkanlığını üstlenmişti; bu, sadece gençliğin getirdiği coşku değil, aynı zamanda zorlu 1980 yılının karanlığında bilincin ve sorumluluğun en ağır yüküydü. O, karanlık ve ayrılıkçı ideolojilerin kol gezdiği bir dönemde, ülküdaşlarının önünde, sarsılmaz bir kararlılıkla duran genç komutandı.
27 AĞUSTOS 1980: KİTAPLIĞA SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 27 Ağustos 1980’i gösteriyordu. Balıkesir semalarında gerilimin ağırlığı hissedilirken, Mehmet ve bir ülküdaşı, ideallerinin beşiği olan Sakarya Mahallesi’ndeki ÜYD kitaplığına doğru yola çıkmışlardı. Bu, sadece bir kitaplığa gidiş değil, geleceği inşa etme azminin bir ifadesiydi.
Bağlar Caddesi’nden yürürlerken, karanlığın pususu, devrimci solcu-komünist militanların kurduğu hain bir tuzağın gölgesi altında bekliyordu. Adımlarını kararlılıkla atan iki genç, bilmeden, kaderlerinin yazıldığı o evin menziline doğru ilerliyorlardı.
VURULAN İDEALİN ÇIĞLIĞI
O an, sükûnet yerini ihanete bıraktı. Hiç beklemedikleri anda, kurulan evden üzerlerine doğru ölüm saçıldı. O ev, sadece bir mevzi değil, kahpeliğin saklandığı bir siperdi. Mehmet Başkurt ve ülküdaşı, silahsız ve hazırlıksız yakalanmışlardı. Genç Mehmet, idealleri uğruna yürüdüğü yolda, ağır bir yara almıştı.
Kanının Balıkesir toprağına akışı, sadece bir öğrencinin vurulması değil, 17 yıllık tertemiz bir ömrün fedakarlığının ispatıydı.
ŞEHADET ANITI VE EBEDİYETE UĞURLANIŞ
Ülküdaşları onu yaşatmak için zamanla yarıştı. Yaralı bedeni, son bir umutla hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken, o, yolculuğun henüz başında, gençliğini ve hayallerini vatan uğruna kurban ederek son nefesini verdi. Hastane kapısına ulaşamadan, o karanlık caddede, ülkü yolunun en yüce mertebesine erişti: Şehit oldu.
Mehmet Başkurt, 27 Ağustos 1980 günü, adanmışlığın on yedi yaşındaki sembolü olarak tarihe geçti. Naaşı, Balıkesir’in Başçeşme Mezarlığı’na, vatan toprağına duyduğu sevginin en kalıcı nişanesi olarak emanet edildi.
"Balıkesir’in toprağına düşen o on yedi yıllık hayat, sadece bir mezar taşı değil; genç bir kalbin vatan uğruna atabileceği en yüksek çığlığın destanı olarak mühürlendi."