"BAZI YÜREKLER, ATEŞE VE TEHDİDE RAĞMEN GERÇEĞİ HAYKIRMAKTAN VAZGEÇMEZ. ONLAR, KADERLERİNİ KENDİ CESARETLERİYLE MÜHÜRLER."
KÖYÜNDEN YÜKSELEN SESİN KİMLİĞİ
Mersin topraklarında, Tarsus’un Sandal Köyü’nde kök salmıştı Durmuş Yırtlaz. Hayatını serbest mesleğin zorlu yollarında kazandı; gurbet ellerde Almanya’da alın teri döktü, Tarsus’ta inşaat işlerinde tuğla taşıdı ve uzun yıllar kamyonunun direksiyonunda ekmeğini aradı. O, sadece bir emekçi değil, davasına adanmış bir ailenin reisiydi.
51 yıllık ömrüne yedi evlat sığdıran, evli bir baba olan Durmuş Yırtlaz, sadece kendi hayatını değil, gelecek nesillerin mücadelesini de omuzluyordu. Zira kaderin yazdığı acı bir tesadüf değildi; o, Türk İntikam Tugayı davasından dolayı demir parmaklıklar ardında olan ülküdaşımız Celal Yırtlaz’ın babasıydı. Şehit edildiği o zorlu günlerde dahi, bir başka oğlu ülkücülük suçlamasıyla cezaevinde yatıyordu. O’nun duruşu, evlatlarının da yolunu aydınlatan sarsılmaz bir kararlılığın timsaliydi.
DİRENİŞİN EVİ: YANAN DUVARLAR VE ADANMIŞLIK
Durmuş Yırtlaz, Mersin’in Fevzi Çakmak Mahallesi’nde ikamet ediyordu. Ancak bu mahalle, sıradan bir yaşam alanı değil, ideolojik çatışmaların hedef noktasıydı. O, bu bedeli daha önce defalarca ödemişti; evi, devrimci solcu-komünist militanlar tarafından daha önce ateşe verilmişti. O, zulmün ve tehdidin ortasında yaşamayı bir duruş haline getirmiş, yanan duvarlarına rağmen davasından dönmemişti.
İşte bu kahramanlık, 27 Ağustos 1980’e giden o karanlık günlerde bir kez daha test edildi.
ATEŞ ÇEMBERİNDE BİR GECE
Şehadetinden sadece bir gün önce, mahalle komünist militanlar tarafından kuşatılıp adeta işgal edildi. Gecenin karanlığında, alevler bir kez daha Fevzi Çakmak’ı sardı. Yakılan evlerden biri, Durmuş Yırtlaz’ın ailesine ait olan haneydi.
O gece, 51 yaşındaki bir baba, eşi ve yedi çocuğunun canını korumak için çaresiz bir mücadele verdi. Ailesiyle birlikte, damlarda saklanarak o dehşet dolu saatleri geçirdi. Aşağıda militanların gölgesi, yukarıda yıldızların altında bekleyiş... O an, fiziksel yıkımın değil, iradenin savaşıydı. Yaşadıkları zulme rağmen, karanlık sabaha teslim olmamıştı.
SON KARAR VE KAHRAMANIN ÇIKIŞI
27 Ağustos sabahı, kuşatma altındaki mahalleye güvenlik güçleri ulaştığında, Durmuş Yırtlaz için bir çıkış yolu belirmişti. Ailesini güvenli bir bölgeye kaçırabilirdi, geride kalmayı reddedebilirdi.
Ancak O, davasına tanıklık etmeyi seçti. Yaşadığı zulmü, mahallesine yapılan işgali, yakılan evini tüm Türkiye’ye duyurmak için, tehlikenin tam ortasına doğru yürüdü. Güvenlik güçlerine ve orada bulunan gazetecilere, o gece yaşananları, o karanlık saatleri bıkmadan, usanmadan anlattı; şikâyetçi oldu. O, sadece hakkını arayan biri değil, hakkı için canını ortaya koyan bir şahit idi.
Bu şikayet, militanlar için affedilmez bir ihanet, Durmuş Yırtlaz için ise ebediyete atılmış son adımdı.
SON NEFES VE DESTANIN MÜHÜRÜ
Durmuş Yırtlaz, gerçeği haykırmanın bedelini çok iyi biliyordu. Güvenlik güçleri, ne yazık ki, yaşananları dinledikten bir saat sonra mahalleyi terk etti. Bu çekiliş, militanların zulmü tamamlaması için verilmiş acı bir fırsat oldu.
Durmuş Yırtlaz, ateşe verilmiş evinin yakınında, gerçeği söylediği yerde yakalandı. Önce silahla vuruldu, ancak teslim olmayan ruhuna duyulan kin o kadar büyüktü ki, zulüm burada bitmedi. İnsanlıktan çıkan eller, cansız bedeninin başını taşlarla ezerek O’nu şehit etti.
Onun cenazesi, doğduğu ve ait olduğu Tarsus’un Sandal Köyü topraklarına, adanmışlığının nişanesi olarak emanet edildi. Durmuş Yırtlaz, yanan evine, hapse atılan evlatlarına ve korkuyla sinen bir mahalleye rağmen, zulme boyun eğmeyen bir babanın, 1980 yılının en kanlı günlerine yazılmış destanı olarak tarihe geçti.
"DURMUŞ YIRTLAZ, SADECE VURULMAKLA KALMADI; KENDİSİNE İNANAN BİR MİLLET İÇİN, TAŞLARLA EZİLEN BEDENİYLE EBEDİ BİR DİRENİŞ ANITI DİKTİ."