"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, bir inancın kalesi olmak için adanır; Ömer Yumak’ın hikayesi, adanmışlığın en sessiz cephede bile en yüksek bedeli ödeyebileceğinin destanıdır."
KÖKLERDEN GELEN BİR SÖZ: BAYBURT’TAN İSTANBUL’A
O, Bayburt'un sarsılmaz ruhunu ve Anadolu’nun derinliğini damarlarında taşıyan bir isimdi: ÖMER YUMAK. Bütün bir milletin geleceğine dair taşıdığı büyük ülkü, onu 1980’li yılların o kanlı ve puslu atmosferinde dahi dimdik ayakta tutan çelikten bir iradeydi. O, büyük ideallerin sadece meydanlarda değil, hayatın her köşesinde yaşanması gerektiğine inananlardandı. Adı, mücadelesi ve inancı, Ülkücü Şehitler kervanının en onurlu neferlerinden biri olarak tarihe kazınmıştır.
SESSİZ CEPHEDE BİR NEFER: EKMEK VE VAZİFE
Ömer Yumak, mesleği itibarıyla bir "Bakkal"dı. İstanbul’un karmaşık ve gerilimli sokaklarında, Çağlayan Vatan Caddesi üzerinde, dükkanının tezgâhının ardında durarak hem ailesinin rızkını kazanıyor hem de inancını koruyordu. Onun dükkanı sadece bir ticaret yeri değil; tehlikenin kol gezdiği o günlerde, dürüstlüğün ve milli duruşun sessiz bir karakoluydu. O, elinde silah tutan bir nefer değil, ekmeğinin peşinde, fikrinin ardında duran, sıradan bir hayatın içinde olağanüstü bir cesaret sergileyen bir kahramandı. Onun duruşu, ideal uğruna her türlü riski göze almanın, sessizce ödenen o büyük bedelin sembolüydü.
YÜREĞE İNDİRİLEN VURUCU KURŞUN
Yıl 1980’di. Tarih 27 Ağustos’u gösterdiğinde, İstanbul’un üzerinde kara bulutlar gezinmeye devam ediyordu. Olay Günü, hiçbir tehdide boyun eğmeyen Ömer Yumak’ı, en savunmasız olduğu yerde, kendi dükkanında buldu.
O anlara dair hiçbir detay gerekmez; çünkü kahramanlığın en yüce ifadesi, tehdide rağmen geri çekilmemektir. Çağlayan Vatan Caddesi’ndeki bakkal dükkânı, bir anda hain bir pusu alanına dönüştü. Ömer Yumak, dükkanının namusunu, inancının onurunu korurken, karanlık eller tarafından başlatılan alçakça bir yaylım ateşine tutularak hedeflendi. Bu, sadece bir cinayet değil, bir duruşa, bir inanca ve bir millete yöneltilmiş kalleşçe bir saldırıydı. O, tezgâhının ardında, günlük hayatın ortasında, inancını canıyla ödeyerek son nefesini verdi.
SON NEFES VE DESTANIN BAŞLANGICI
Ömer Yumak, 27 Ağustos 1980’de şehadete yürüdü. Hayatını kazandığı o mütevazı bakkal dükkânı, artık bir fedakârlık anıtı, bir direniş nişanı haline gelmişti.
Şehit düştüğü o yer; İstanbul’un Çağlayan’ı, artık sadece bir cadde değil, bir yiğidin kendi cephesinde, son damlasına kadar nasıl savaştığının şahididir. O, ne bir ordu komutanı ne de yüksek rütbeli bir devlet adamıydı; O, sadece inandığı değerler için canını çekinmeden veren, Anadolu'nun sıradan ama yüreği çelikten bir evladıydı. Ömer Yumak’ın kanı, bayrağa inen her kurşunun aslında bir milleti nasıl yücelttiğinin ebedi kanıtı oldu.
"Ömer Yumak, tezgâhının başında şehit düştü; ancak o günden sonra, onun ve inancının adı, sıradanlığın içinde bile gizlenen büyük kahramanlığın bir bayrağı gibi sonsuza dek dalgalandı."