“Vatanın bekçiliği, sadece nöbet tutmak değildir; bazen göz göre göre ateşe yürümektir.”
BİR YÜREK, DÖRT EVLAT VE GÖREV
Osman Ünal’ın hikayesi, toprağın sadakati ve bir babanın vazgeçilmez yemini üzerine kurulmuştur. Malatya'nın kadim ruhunu taşıyan Doğanşehir’de doğan bu kahraman, Anadolu’nun ruhundan aldığı sağlam duruşu, Ankara’nın en çetin günlerine taşımıştı. O sadece bir görevli değil, zorlu zamanlarda devletin gülen yüzü, halkın sarsılmaz kalkanıydı. Mesleği Komiser-Polislikti ve görevi Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde devam ediyordu. Fakat bu üniformanın altında, dört çocuğunun güvencesini, eşinin sevgisini ve bir de ulvi bir ideali taşıyordu. O, aynı zamanda POL-BİR’in onurlu bir üyesiydi; inancını ve görevini aynı potada eriten bir yiğitti. Evli ve dört evlat sahibi olması, fedakârlığının büyüklüğünü katlayan, geride bıraktığı boşluğun tarifsizliğini anlatan en acı gerçekti.
ANKARA’NIN ZORLU DEVRESİ VE ADANMIŞLIK
1979 yılı, başkent Ankara’nın sokaklarında adalet ve kaosun kesiştiği, her devriyenin bir meydan okuma olduğu karanlık bir dönemeçti. Komiser Osman Ünal, bu tehlikenin farkındaydı, ancak korku onun lügatinde yoktu. O, sadece makam odasında oturan bir bürokrat değil, mesai arkadaşlarıyla omuz omuza, şehrin en kritik noktalarında devriye gezen bir öncüydü. Her sabah ailesine sarılıp vedalaşırken, aslında o gün ülkü ve görev uğruna yola çıktığının bilincindeydi.
AKTEPE’DE KURULAN HAİN PUSU
Takvimler 26 Ağustos 1979’u gösteriyordu. O gün, Ankara’nın Aktepe semtinde, Komiser Osman Ünal ve devriye arkadaşları rutin görevlerini ifa ediyorlardı. Bilmiyorlardı ki, karanlık güçler onları çoktan gözlerine kestirmişti. Devrimci sol örgüt mensupları, kahramanlarımızın hareketlerinden haberdardı. Bu, bir çatışma değil, önceden planlanmış, kalleşçe bir infaz girişimiydi. Onlar görevlerini yapmanın huzuruyla ilerlerken, alçak katiller pusularını kurmuş, son darbeyi indirmek için hazırlanmışlardı.
BİR KAHRAMANIN SON NEFESİ
Ankara sokakları ansızın yarıldı. Korkak pusucular, vicdan ve merhamet tanımayan, soğuk ve acımasız otomatik silahları ateşlediler. Mermiler, sadece devriye aracını değil, Komiser Osman Ünal’ın adanmış yüreğini hedef aldı. Ateş çemberi daraldığında, o son nefesine kadar duruşundan, yemininden taviz vermedi. Dostlarını korudu, vatanını savundu.
Bu hain saldırı, büyük bir yiğidin hayatına mal oldu. O, görevini yaparken, dört çocuğunun babası ve bir eşin hayat arkadaşı olarak o karanlık günde şehit düştü. Osman Ünal, 26 Ağustos 1979’da, Ankara’nın bağrında, inandığı değerler uğruna düşerek, adını tarihin ve milletin destanına altın harflerle yazdırdı.
“Onun şehadeti, sadece bir kayıp değil; nesillere aktarılacak olan, görev bilincinin ve fedakârlığın en destansı dersidir.”