“Bazı ruhlar, dünyanın gördüğü en büyük yeminlerle mühürlenir. On altı yaş, bir ömrün değil, bir destanın başlangıcıdır.”
EREĞLİ’NİN YEMİNLİ FİDAN: ADNAN ÜNVER
Tarih, 26 Ağustos 1979’u gösterdiğinde, Anadolu coğrafyası çetin bir hesaplaşmanın tam ortasında yanıyordu. Bu ateşin merkezinde, Konya’nın derin köklerinden, Ereğli toprağında filizlenen bir genç duruyordu: Adnan Ünver. Doğduğu topraklara sadık kalan bu kahraman, henüz hayatının baharında, sadece on altı yaşındaydı. Yaşı küçüktü, ancak taşıdığı iman ve adanmışlık, asırlık çınarlarınkine denkti.
O, sadece Ereğli’de ikamet eden bir genç değil; Ülkücü hareketin en faal, en kararlı neferlerinden biriydi. Okul sıralarında olması gereken yaşta, o, inançlarının sancağını en önde taşıyan, geleceğe dair devasa bir sorumluluğun altına imza atmış bir neferdi.
ADANMIŞLIĞIN MESLEĞİ
Mesleği, bir kâğıt üzerinde tanımlanmaya ihtiyaç duymuyordu; onun mesleği, duruşuydu. O, 16 yaşının tüm coşkusuyla, savunduğu değerlerin bedelini ödemeye hazır bir idealistti.
Bilinmezliğin ve karanlık hesaplaşmaların kol gezdiği o dönemde, Adnan Ünver’in genç ruhu, kuru bir biyografi maddesi değil, milletin geleceğine yazılmış canlı bir ayet gibiydi. O, basitçe var olmak yerine, inandığı yolda yürümeyi seçmişti.
O SON SABAH VE ADLİYEYE DOĞRU
26 Ağustos sabahı, Konya’nın Adnan Ünver’e çizdiği kader, sıradan bir güne uyanışla başladı. Evden çıktı. Basit bir amaçla, çarşıya, arkadaşlarıyla buluşmaya doğru yürüyordu. Bu, bir gencin masum ve umut dolu adımlarıydı.
Ancak o dönem, en masum adımların bile, hain bir pusuya dönüşebileceği bir zamandı. Adnan, toplumsal düzenin kalbi sayılan Adliye binasının tam önüne geldi. Bu mevkii, adaletin ve hukukun sembolüydü; fakat o gün, 16 yaşındaki bir nefer için, zulmün sahnesi olacaktı.
KADERİN VURUCU NOKTASI: EBEDİ ŞEHADET
Saldırı, ansızın ve alçakça gerçekleşti. Devrimci solcu-komünist militanın silahından çıkan kurşunlar, Adnan’ı hazırlıksız yakaladı; bu, doğrudan inanca ve hürriyete sıkılan bir ateşti.
O an, tüm cihan durdu. O gencecik bedene isabet eden mermiler, sadece et ve kemiğe değil, bir ülküye yönelmişti. Hain kurşunlardan biri ciğerini parçaladı, diğeri ise doğrudan kalbine, o inançla atan merkeze isabet etti.
Ağır yaralıydı. Canını ortaya koymuş bu genç kahraman, derhal hastaneye kaldırıldı. Yoğun çabalar nafileydi. Adnan Ünver, kalbine isabet eden kurşunun açtığı yara kapatılamayarak, ebediyete yürüdü.
Henüz on altı yaşındaydı. Yaşının baharında, davasının kışına karşı durdu. Adnan Ünver, Konya’nın orta yerinde, sıradan bir buluşma uğruna çıktığı yolda, en büyük fedakârlığı yaptı ve Ülkücü Şehitler kervanına katılarak ismini tarihin altın sayfasına yazdırdı.
“On altı bahar yaşadı. Ancak bu on altı bahar, bir milletin vicdanına kazınan ebedi bir sonbahar oldu. O, yaşıyla değil, taşıdığı bayrakla anılacaktır.”