"Ölüm, bazen bir son değil, yüreklere kazınan bir bayrak çekme anıdır. Celal Karasolak, fani bedeniyle değil, sarsılmaz duruşuyla tarihe imza atmıştır."
KIZIL TOPRAKLARIN YÜREKLİ EVLADI
Adana’nın sarsılmaz iradesi, Karaisalı’nın yiğit toprağında filizlenen bir isimdi: Celal Karasolak. Onun hayatı, büyük sözler vaat etmedi; o, milletinin sessiz neferlerinden biriydi. Adana PTT Bölge Baş Müdürlüğü’nün koridorlarında, sıradan bir işin asil yükünü taşıyordu. Mesleği, bir telefon tesisatçısıydı; yani o, milletin sesini taşıyan damarları onaran, iletişimini sağlayan, görünmez bağlarını kuvvetlendiren bir hizmet eriydi. O, sadece kablo çekmiyor, memleketin birliğini ilmek ilmek örüyordu.
İDEALİN GÖLGESİNDE BİR ÜLKÜCÜ
Ancak Celal Karasolak’ın kimliği, mesleğinin sınırlarını çoktan aşmıştı. O, sadece bir çalışan değil, davasına adanmış bir ‘Türk Milliyetçisi Ülkücü’ydü. Tarihin en zorlu ve karanlık demlerinden birinde, 1980 öncesinin fırtınalı Adana’sında, inandığı değerler uğruna başını dik tutmayı seçmişti. Onun duruşu, sadece bir siyasi tercih değil; bir iman, bir yemin ve ülkenin geleceği için ödenmeye hazır olunan bedelin ta kendisiydi.
O KARANLIK GÜNÜN ŞAFAĞI: 26 AĞUSTOS 1980
Takvimler, Adana’nın üzerinden kara bir gölgenin geçtiği o uğursuz tarihi gösteriyordu: 26 Ağustos 1980. O gün, işine her zamanki kararlılıkla başlayan Celal Karasolak, rutin ve sıradan bir öğleden sonraya adım atıyordu. Ancak düşman, sırtını dayadığı değerlerdeki asilliğe değil, en savunmasız olduğu ana, en insani ihtiyacına pusu kurmuştu.
ÖĞLEN PAYDOSUNUN KALLEŞ TUZAĞI
Öğle paydosu... Günün yorgunluğunun kısa bir dinlenmeye dönüştüğü, herkesin gardını indirdiği o an. Adana’nın göbeğinde, haysiyetsizliğin en keskin hali ortaya çıktı. Bir kahraman, silahsız ve hazırlıksız yakalanmıştı. Devrimci solcu-komünist militanlar, Celal Karasolak’ın cesaretini bilek gücüyle yenemeyeceklerini bildikleri için, kalleşçe bir silahlı saldırı planladılar.
O an, Celal Karasolak için sadece bir çatışma anı değil, bir adanmışlığın mühürlenme anıydı. Hain kurşunlar, onun bedenine isabet ederken, aslında tüm milleti hedef alıyordu. Ama o, son nefesine kadar ülkücü duruşundan zerre taviz vermedi.
ŞEHADETİ VE EBEDİ ZAFER
Silahlı saldırı, fani bedeni Adana toprağına düşürdü. Celal Karasolak şehit oldu. O, cephede, siperde değil; ekmeği ve davası arasında, en savunmasız anında, sadece inancı yüzünden hayatından vazgeçti. 26 Ağustos 1980’de, Celal Karasolak’ın akıttığı kan, Adana’nın sokaklarını yıkayarak, vatan sevgisinin ne paha olursa olsun satılmayacağını bir kez daha ilan etti. O, bir telefon tesisatçısı olarak başladığı hayat yolculuğunu, Türk milletinin şanlı tarihine ismini altın harflerle yazdıran bir Şehit olarak tamamladı.
"Kahramanlar, göğüsleri kurşunla delindiğinde susmazlar; onların sesi, şehadetle ebediyete yükselir ve tarihin en büyük dersi olur."