"Bazı hayatlar sadece nefes almak için değil, uğruna ölünmesi gereken değerler için yaşanır. Şehit Dursun Taşan, bu kutsal bedeli ödeyenlerin en mümtazıdır."
KÖYÜN DİREĞİ: KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞI
O, sadece bir isim değildi; o, doğduğu toprağın ruhuydu. Ordu’nun Fatsa ilçesi, Meşebükü Köyü’nde yeşeren bu yiğit fidanın adı DURSUN TAŞAN’dı. O, mesleğini sadece bir görev olarak değil, bir adanmışlık yemini olarak görüyordu. Köyünün muhtarıydı; yani sadece idari bir rehber değil, ülkücü duruşuyla kendi topraklarının inanç ve cesaret kalesiydi. Omuzlarında taşıdığı yük, bir köyün beklentilerinden çok, bir davanın onuruydu.
TARİHİN ATEŞ ÇEMBERİ
Dursun Taşan’ın kaderi, Türkiye’nin en çetin, en karanlık günlerinden biri olan 26 AĞUSTOS 1980 tarihine mühürlenmişti. Bu tarih, sıradan bir gün değil, ideolojik nefretin ülkeyi kuşattığı, kahramanlığın en büyük bedel olduğu bir devrin zirvesiydi. O gün, Ordu-Fatsa’nın puslu coğrafyası, sıradan bir muhtarın değil, bir milletin vicdanının nasıl sarsılmaz durduğuna şahitlik edecekti.
SON VAZİFE VE DÖNÜŞ YOLU
Muhtar, görevini tamamlamış, Fatsa’nın merkezinden ayrılmıştı. Saatler, öğleden sonranın son demlerini, 16.00 sıralarını gösteriyordu. O, köyüne, Meşebükü’ne dönüyordu. Bu yolculuk, günlük rutin bir yolculuk olmaktan çıkmış, destansı bir yürüyüşe dönüşmek üzereydi. O yolu adımlarken, belki de kaderin kendisini bekleyen çelikten iradesinden habersizdi.
ON BİRE KARŞI TEK BAŞINA
Fakat karanlık, vatan yolunu pusulamıştı. Geri dönüş yolu, ansızın 11 kişilik devrimci solcu-komünist militanın gölgesiyle kesildi. Kalabalık, kinle bilenmiş bir güruh, bir muhtara, bir ülküdaşa karşı dikilmişti. Sayı üstünlüğü onların yanındaydı; ellerindeki silahların soğukluğu ise onların vahşetini simgeliyordu.
Dursun Muhtar, o an geri çekilmedi. Bir başına, on bir karanlık silüete karşı imanın ve cesaretin sarsılmaz duvarı gibi durdu. Bu karşılaşma, sadece bir çatışma değil; o anın Türkiye’sinde, milletin bekası uğruna tek bir yüreğin, on bir nefret yuvasına karşı çıktığı en görkemli hesaplaşmaydı. O, yolunu kesenlere boyun eğmek yerine, davasının bayrağını en yüksekte tutmayı seçti.
ACIMASIZ KURŞUNLAR VE EBEDİ YÜKSELİŞ
Caniler, bu çelik irade karşısında yenilgiyi kabul edemedi. İdeolojik kinlerini, en alçakça yöntemle, acımasızca kurşunlayarak kustular. Fatsa toprakları, o mübarek 26 Ağustos 1980 günü, fedakarlığın en yüksek mertebesine ulaşan Dursun Taşan’ın son nefesine şahit oldu. Kurşunlar onu düşürdü, fakat bu düşüş bir yenilgi değil, ebediyete doğru atılan görkemli bir adımdı. Muhtar Dursun Taşan, o karanlık günde sadece şehit düşmekle kalmadı, adını kahramanlık destanına altın harflerle yazdırdı.
"Şehit Dursun Taşan, kendi köyünden yola çıktı ve adını ülkü yolunda ölümsüzleştirdi. O artık, zamana meydan okuyan ve asla unutulmayacak, Ordu’nun feda edilmiş destansı bir yeminidir."