"Bazı hayatlar, pamuk ipliğiyle değil, adanmışlık ateşiyle dokunur. Ve o ateş, zamanı geldiğinde şahadete dönüşür."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ MÜHÜR
Adı Mehmet Polat. Yalnızca 27 bahar yaşamış, fakat adanmışlığın destanını ömrünün her anına sığdırmış bir yiğitti. O, Malatya’nın sokağında alın teriyle geçinen bir terziydi. Dükkanı, emeğin, dürüstlüğün ve helal rızkın kalesiydi. Evliydi; iki küçük çocuğun yüzündeki tebessüm, onun en büyük sermayesiydi. Mehmet Polat, sadece ceket dikmekle kalmadı; o, aynı zamanda yüreğini Türk İslam Ülküsü’nün en sağlam kumaşıyla örmüş, davasına derin bir sadakatle gönül vermişti. O, sadece bir meslek sahibi değil, inancının sarsılmaz bekçisiydi.
BAYRAM VE ADANMIŞLIĞIN IŞIĞI
Takvimler 1979 yılının 17 Ağustos’unu gösteriyordu. Yaklaşan mübarek bayram nedeniyle, Malatya'da hareketlilik vardı. Terzilik mesleği, bayram öncesi yoğun bir mesai gerektiriyordu. Mehmet Polat, akşam namazını eda edip, Teravih sonrası dinlenmek yerine, müşterilerinin bayramlıklarını yetiştirmek için tereddüt etmeden dükkanının yolunu tuttu. İçeride, çırakları ve kalfaları ile birlikte, emeğin son ışıklarını yakarak makinelere koyuldular. Orası, rızık kazanılan bir mekandan öte, bir ülkü adamının son nöbetini tuttuğu yer olacaktı.
KAHPE PUSU VE ON BİR MERMİLİK CÜRET
Fakat o gecenin huzuru, bir anda kâbusa dönüştü. Aydınlık, maskeli bir gölgenin karanlık nefretiyle kesildi. Devrimci, solcu komünist bir militan, dükkana ani bir baskın düzenledi. Mehmet Polat, rızkının peşinde koşan bir usta iken, bir anda zalimliğin hedefi haline geldi. Kahpece bir saldırıyla, nefreti yüzünden okunan maskeli katil, elindeki silahı doğruca dürüstlüğün ve inancın sembolü olan ülküdaşımıza yöneltti. Onuruna ve inancına olan bağlılığının bedeli, ardı ardına sıkılan tam on bir mermi oldu. Saldırı ne kadar alçakça ve haince ise, Mehmet Polat’ın bu namlular karşısındaki duruşu o denli kahramanca ve destansıydı.
DOKUZ GÜNLÜK DUTSİ VE ŞEHADET
Ağır yaralıydı. Kan revan içinde kalan yiğit terzi, Malatya’daki hastaneye kaldırıldı ve yoğun bakım ünitesine alındı. Artık mücadele, dükkanında değil, hastane yatağında devam ediyordu. Bu, yalnızca bedenin değil, ruhun direnişiydi. Tam dokuz uzun gün boyunca, Mehmet Polat, yaşama, ailesine ve uğruna can verdiği ülküye tutunmak için ölüme karşı savaştı.
Ancak, zalimin sıktığı on bir mermi, bu büyük adanmışlığın bedelini almıştı. 26 Ağustos 1979 günü, Malatya semaları bir yiğit erin yitirilişiyle sarsıldı. Mehmet Polat, tüm direnişine rağmen daha fazla dayanamayarak, davasının ölümsüzlük tacını giydi ve şehitlik mertebesine yükseldi.
Cenazesi, uğruna hayatını feda ettiği memleketinde, sarsılmaz bir onurla toprağa verildi. O, 27 yaşında, çocuklarına helal rızk götürmek için çıktığı yolda, inancı uğruna ölümsüzleşmiş bir kahramandır.
"Onun kesip biçtiği kumaşlar zamanla eskir, ama ülkü uğruna verdiği can, nesiller boyu yırtılmayacak bir sancak olur."