"Gökyüzü karardığında değil, vazgeçildiğinde gece olur. O, son nefesinde bile yıldız olmayı seçti."
ADANMIŞLIĞIN MÜHRÜ: ERZURUM'DAN İSTANBUL'A
Celalettin Pala. Bu isim, 25 Ağustos 1977 tarihinde, sadece bir memurun adını değil, bir devrin adanmışlık yeminini de simgeledi. O, Erzurum'un zorlu coğrafyasından, Hınıs ilçesinden kopup gelmişti. Yüreğinde taşıdığı ateş, sıradan bir görev bilincinin ötesindeydi; o, ülkesine aşkla bağlı bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücü'ydü. Onun görevi sadece kanunu uygulamak değil, bu toprakların manevi ve fiziki bütünlüğünün yılmaz bekçiliğini yapmaktı. İstanbul gibi büyük bir şehrin karmaşasında, o, Anadolu'nun sarsılmaz ruhunu temsil ediyordu.
YÜKSEK VAZİFE VE GECİKEN UMUTLAR
Şehadet anı ne kadar destansıysa, Celalettin Pala’nın hayat mücadelesi de o kadar ağırdı. Daha genç yaşında, omuzlarına büyük bir sorumluluk yüklenmişti: Babasını kaybetmişti. Yetim kalmış iki kardeşi ve anası, onun sarsılmaz direği, Şile’deki evi ise korumak zorunda olduğu en kutsal emanetiydi. O, hem evin direği hem de milletin siperiydi.
Ancak hayat, onun için de umut ışıkları yakmıştı. Yeni nişanlanmıştı. Gelecek vaat eden o yüzük, kurmayı hayal ettiği huzurlu yuvayı temsil ediyordu. Gündüz üniformasıyla ülkeye hizmet ederken, kalbinde yarım kalan bir aşkın hayallerini taşıyordu. O biliyordu ki, nişanlısına verdiği sözü tutabilmesi için, önce vatana karşı yeminini yerine getirmeliydi.
O KARANLIK GÜN: 25 AĞUSTOS 1977
Takvimler, Türkiye tarihinin en çetin ve karanlık günlerinden birini, 25 Ağustos 1977 Perşembe'yi gösteriyordu. Polis Memuru Celalettin Pala, İstanbul'da, Okmeydanı'nın tehlikeli ve kritik kavşağında, Yapı Kredi Bankası önündeki mevzisinde görev başındaydı. Bu nöbet, sadece bir bankayı korumak değil, devletin varlığını, düzeni ve huzuru omuzlamak demekti.
O yılların acımasız ve korkak düşmanı, pusuyu seçmişti. Celalettin Pala, terörün kol gezdiği sokaklarda, üniformasının kahramanlığını sırtında taşıyordu.
SON DİRENİŞ VE EBEDİ NÖBET
Celalettin Pala, o meşum anda, TİKKO TERÖR mensuplarının alçak saldırısına hedef oldu. İşte o an, kahramanlığın en yalın tanımıdır: Geri çekilmemek.
O, arkasına bakmadı. Kardeşlerinin ve annesinin güvenliğini, nişanlısıyla kuracağı yuvayı bir anlığına unuttu ve yalnızca namus bildiği göreve odaklandı. Teröristlerin ateşi altında, omuzlarında taşıdığı vatana sadakatin bedelini ödedi. Okmeydanı'ndaki o bankanın önü, bir kahramanlık meydanına dönüştü.
Celalettin Pala, canını bu milletin huzuru için feda ederek, 25 Ağustos 1977'de şahadet makamına erişti. Nöbeti bitti, ancak geride bıraktığı destan, görevini hayatının son damlasına kadar onurla taşımış olmanın gururudur. O, vatanı için en yüksek rütbeyi alan bir polis memuru, daima anılması gereken bir Türk Milliyetçisi olarak tarihin sayfalarına adını kanıyla yazdırdı.
Celalettin Pala, nişan yüzüğünü taktı, ancak ebediyetle söz kesti. Şile'de yarım kalan her hayal, bu milletin bağımsızlık yeminidir.