"Bazı kaleler taştan değil, adanmışlık ruhundan yapılır; yıkılsalar bile, gökyüzüne bir sancağın düştüğünü ilan ederler."
ADININ YAZILDIĞI YURT
O, Malatya’nın bağrından kopmuş bir filizdi. Kimliği, sadece doğduğu toprakların değil, uğruna yaşadığı büyük davanın mührünü taşıyordu: O, Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Hanife Fendoğlu’ydu. Soyadı, memleketin çalkantılı tarihinde bir duruşun simgesi olan Hamit Fendoğlu’nun hanesine gelin düşmüştü; bu, sadece bir aile bağı değil, aynı zamanda zorlu bir kavgaya adanmışlığın da imzasıydı.
YİRMİ İKİ YILLIK DESTAN VE YEMİN
Henüz hayatının baharındaydı. Yüreğinde taşıdığı iman, yaşı olan 22’nin çok ötesindeydi. Ellerinde ocak tütüyor, kucağında iki küçük can taşıyordu. Mesleği, evinin namusunu ve sıcaklığını korumaktı; o bir ev hanımıydı. Ancak o, sadece ailesine değil, ülkülerine adanmış bir neferdi. Ailesiyle birlikte Malatya’nın zorlu günlerinde, inançlarının bedelini ödemeye hazır, dimdik duran bir genç anneydi. O’nun duruşu, kuru bir biyografi değil, genç bir kadının tehlikeye rağmen vazgeçmediği onurlu bir yemin üzerine kuruluydu.
EVİN KUTSAL SIĞINAĞI VE İHANET
17 Nisan 1978... O karanlık gün geldiğinde, evleri sadece bir mesken değil, aynı zamanda kararlılığın son sığınağıydı. Kayınbabası Hamit Fendoğlu (Hamido) evindeydi. Dışarıdaki fırtına dinmek bilmezken, içeride hayatın rutin akışı devam ediyordu; ta ki o hain, o soğuk teslimat kapıya ulaşana dek.
ZAMANIN DURDUĞU AN (17 NİSAN 1978)
Posta yoluyla gelen o sessiz paket, bir yuvaya gönderilmiş bir ihanet fermanıydı. İçine gizlenmiş ölüm, en beklenmedik anda, yuvanın en masum anında patlayacaktı.
Paket açıldığında, yaşananlar saniyeliktir. Detaylar, o kahramanlığın dehşetini yutmuştu. Bilinmez olan, o paketin kimin elinde olduğu, kimin son bir nefes alıp veremediği değildir; bilinmesi gereken, o anın bir ailenin topyekûn teslim oluşu olduğudur. Hanife Fendoğlu, o anda iki küçük oğlunu ve kayınbabası Hamido’yu koruyamadı; çünkü saldırı, siper almayı mümkün kılmayacak kadar alçakça ve aniydi.
Bomba patladı.
Malatya’nın göğünde sadece bir ses yankılanmadı; bir davanın dört canla verdiği en ağır bedel duyuldu. Ev hanımı, genç anne, Ülkücü Hanife Fendoğlu; kayınbabası ve iki masum oğlu ile birlikte, parçalanarak şehadete yürüdü. Onlar, en kutsal bildikleri sığınaklarında, bir ideali korumak uğruna, bir bütün olarak, geride sadece paramparça olmuş bir kahramanlık hatırası bırakarak son nefeslerini verdiler.
"Onlar gitmedi; onlar, namus bildikleri yuvalarını dört canla mühürleyerek, vatan toprağına en ağır ve en acı bedeli ödeyen kahramanlar olarak kaldılar."