“Bazı hayatlar sadece bir ömür sürmez; bazı hayatlar, bir milletin inancına yazılmış destanların başlangıç cümlesi olur.”
KİMLİĞİ VE ATEŞTEN DOĞAN YÜREĞİ
O, Gümüşhane’nin çetin coğrafyasından, Kelkit’in Kayadibi Köyü’nden kopup gelmişti. Adı, ŞÜKRÜ FİDAN’dı. Bir davanın ve bir milletin geleceğine adanmış, 39 yıllık kısa ama mağrur ömrüne, memleket sevgisini sığdırmıştı. O, ne bir makam sahibiydi ne de bir mevki düşkünü; Y.S.E Bölge Müdürlüğünde çalışan, alın teriyle evini geçindiren bir İŞÇİ'ydi. Fakat omuzlarında taşıdığı yük, sadece ailesinin geçimi değil, aynı zamanda uğruna yemin ettiği mukaddes davanın da ağırlığıydı.
BİR YUVANIN MİRASI VE KARARLILIK
Şükrü Fidan, sadece bir birey değil, beş fidanın babasıydı; evli ve kalabalık bir yuvanın direğiydi. Onun attığı her adım, geride bıraktığı o masum yüzler için bir fedakârlık yeminiydi. Bu denli büyük bir sorumluluğa sahipken dahi, inancından zerre taviz vermeyişi, onun kahramanlığının temelini oluşturur. O, ailesi ve ülkesi arasında bir seçim yapmadı; her ikisini de aynı kutsal ateşte eritti.
İNANÇ VE İKTİDARIN ZULMÜ
Ancak o yılların karanlığı, sadece sokaklarda değil, devlet dairelerinde de kol geziyordu. İktidarın gölgesi, dürüst ve inançlı adamların üzerine bir kâbus gibi çöktü. Ülküdaşımız Şükrü Fidan, çalışkan bir işçi olmasına rağmen, sırf duruşu yüzünden, o dönemki CHP iktidarı tarafından işinden atıldı. Ekmek teknesi elinden alınmak istendi, diz çökmesi beklendi. Lakin onlar şunu unutmuşlardı: Bir davanın neferi için, işsizlik, yoksulluk sadece bir imtihandır; asla bir vazgeçiş sebebi olamaz. Şükrü Fidan, iktidarın zulmüne karşı başını eğmedi; daha da dik durdu.
24 AĞUSTOS 1979: SON BAYRAM YEMİNİ
Takvimler 24 AĞUSTOS 1979’u gösteriyordu. O gün, mübarek bir gündü; bayram coşkusunun manevi huzuru tüm şehre yayılmıştı. Şükrü Fidan, omuzlarında davanın ağırlığı ve kalbinde imanın berraklığı ile bayram namazını eda etti. En savunmasız, en masum olduğu anda, duanın kutsallığından henüz ayrılırken, o karanlık güçler harekete geçti.
İktidarın besleyip büyüttüğü, vicdanları körleşmiş komünist caniler, bir inanç adamına karşı pusu kurdular. Onlar, ne cephede çarpışmayı ne de er meydanında dövüşmeyi bilen, arkadan vuran korkaklardı.
ANKARA’nın ortasında, bir bayram gününün aydınlığında, Şükrü Fidan kahpece kurşunlandı. Onun son nefesi, haksızlığa karşı bir isyan çığlığı, bayrağa bir son yemin oldu. O, namazdan çıktıktan hemen sonra, tam bir fedakârlık örneği göstererek şehit düştü. Düşmanın alçakça saldırısı, bir hayatı söndürmedi; tam tersine, o hayatı ölümsüzleştirdi.
EBEDİ NÖBET YERİ
Şükrü Fidan, ailesini ve davasını geride bırakarak, bu dünyadaki görevini tamamladı. O, artık sadece bir işçi değil, bir kahramandı. Canını feda ettiği ANKARA, onu bağrına bastı. Cenazesi, inancının mührü olarak, Ankara Karşıyaka Asri Mezarlıkta toprağa verildi.
Onun 39 yaşında, beş çocuğunun yüzünü son kez görmüş olmanın verdiği buruklukla, bir bayram günü şehadete yürüyüşü; gelecek nesillerin hafızasına, zulme boyun eğmeyen bir duruşun destansı öyküsü olarak kazınmıştır.
“Şükrü Fidan’ın adı, sadece Ankara toprağında bir mezar taşı değil; haksızlığa karşı direnen her yürekte sonsuza dek yanan bir meşaledir.”