"Adanmışlığın bedeli bazen bir yuvadır; bilinir ki, yuvayı feda edenler, bir millete sığınak olur."
MİLLETİN ADI VE YİTİK KİMLİĞİ
O, adını sadece bir milletin vicdanına yazdıranlardandı. Bilinir ki, kahramanlık; nerede doğduğunla, hangi makamda durduğunla ölçülmez; ne uğruna ölmeyi seçtiğinle yücelir. Ülkücü Şehit FİRDEVS ÇINAR, hayatının detaylarını tarihe emanet etmiş, geride sadece sarsılmaz duruşunu bırakmıştır. Doğum yeri veya mesleği karanlıkta kalsa da, onun şehadet mührü parlamaktadır: 24 AĞUSTOS 1980, mekân ise başkent ANKARA. O, sıradan bir hayatın değil, kutsal bir davanın neferiydi.
YANMAYI BEKLEYEN YUVA
Ankara’nın merkezinde, Seyranbağları civarında kurduğu o sade yuva, sadece bir ikametgâh değil, milli duruşun kalesiydi. Yanında, devletin temel direklerinden biri olan eşi, Milli Eğitim Bakanlığında görev yapan İSMET ÇINAR vardı. Onlar, sadece kendi geleceklerini değil, 8 yaşındaki küçük kızlarının masumiyetini de bu kutsal topraklar üzerinde inşa ediyorlardı. Onların varlığı, 1980’in kanlı fırtınasında sarsılmaz bir inancın sessiz sembolüydü.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞİ VE O KARANLIK GÜN
Takvimler o kara günü gösterdiğinde, 24 Ağustos 1980’de, Firdevs Çınar’ın yuvası; adalet ve düzen düşmanlarının, vicdanları körelmiş, kinle bilenmiş ideolojik nefretlerinin hedefi oldu. Savaş, sokaklardan çekilmiş, en kutsal mekâna, hane içine taşınmıştı. Vatanseverliğin bedeli, patlayıcı bir maddenin dehşetiyle ödettirilmek istendi.
Olay Günü, Seyranbağları Yenisu deposu yakınlarındaki evlerine, dünün ve geleceğin düşmanı olan vicdansız devrimci-solcu komünistler tarafından alçakça bir saldırı düzenlendi. Bu, bir çatışma değil, bir infazdı; sivil bir aileye, kendi yuvasında kurulan bir pusu.
ANKARA'DA YÜKSELEN İKİ SESSİZ YANKI
Atılan patlayıcı madde, sadece bir duvarı yıkmadı; o, bir milletin kalbine saplanan bir hançer oldu. Firdevs Çınar ve hayat arkadaşı İsmet Çınar, o dehşetli patlamanın sarsıntısında, birbirlerinden ayrılmadan, birlikte şehadet mertebesine ulaştılar. Onlar, yuvayı vatan bilip, vatan için yuvayı feda edenler kervanına katıldılar.
Ancak fedakârlığın acı izi, 8 yaşındaki masum kızlarının bedenine de yara olarak kazındı. Kahramanlık, o anda sadece iki hayatın sona ermesi değildi; kahramanlık, geride kalan o yaralı küçüğün, anne ve babasının ödediği bedeli bilerek büyüyecek olmasıydı. Firdevs Çınar, ailesini ve hayatını hiçe sayan bu barbarlığa karşı, duruşuyla ebedi bir anıt dikmiştir.
"Tarih, yurdu sığınak bilip, sığınağını davasına kurban edenleri unutmaz; Firdevs Çınar, bir milletin vicdanına şehadet mührünü vurmuştur."