"Bazı hayatlar, sadece nefes alıp vermek için değil, bir milletin vicdanına mühür olmak için yirmi yıllık kısa bir ömürle donatılır."
I. YÜREĞİ ANKARA'DA ATAN IŞIK
Ankara'nın kadim topraklarından, Kahraman Kazan'ın Sancar Köyü'nden fışkıran bir yiğitti o: Mehmet İlhan. Daha yirmisine yeni basmış, adını ülkü yoluna adamış bir genç adamdı. Ankara'nın Hasköy semtinde, ailesinin sıcak yuvasında ikamet ediyordu; ancak ruhu, sadece bir evde değil, vatanın dört bir yanında dolanıyordu.
II. YİRMİ YAŞIN EMANETİ
Ham metinde onun dünyevi bir mesleği yazılmamıştır. Zira Mehmet İlhan'ın yirmi yıllık ömründe seçtiği tek meslek, Ülkü uğruna adanmışlık, milleti için mücadele etmekti. O, gençliğinin tüm baharını, karanlık ideolojilerin pençesindeki vatana siper etmeye adamıştı. Yirmi yaş, henüz hayatı kucaklamaya hazırlanırken, o, tehlikeyi kucaklamayı seçmişti.
III. O KARARLI YAZ AKŞAMI
Takvimler 03 Ağustos 1979'u gösteriyordu. Ankara Hasköy'deki evlerinin bahçesi, o yaz akşamında huzurun son sığınağıydı. Mehmet, belki geleceği, belki de vatanın kaderini düşünüyordu. Ancak karanlık, pusuya yatmıştı. Vatan haini kızıl komünistlerin alçakça saldırısı, o huzur anını kana buladı. Bahçe, Mehmet’in davası için döktüğü ilk kanla kutsanmış bir mücadele alanına dönüştü.
Bu, bir çatışma değil, bir ideolojiye, bir duruşa karşı yapılmış, kalleşçe bir suikast girişimiydi. Mehmet İlhan, o silahlı saldırı sonucunda ağır yaralandı, fakat ruhu yenilmedi.
IV. ADANMIŞLIĞIN BEDELİ VE YÜKSELEN RUH
Ağır yara almasına rağmen, Mehmet o ilk saldırıdan sağ çıktı. Hastanede bir süre tedavi gördü, hayat denilen o ince ipe sıkı sıkıya tutundu ve ailesinin yanına, evine döndü. Bu dönüş, kısa süreliğine de olsa, azmini gösteren destansı bir direnişti. Mehmet İlhan, ölümün pençesinden sıyrılmış, görevine dönmek için mücadele ediyordu.
Fakat beden, yirmilik bir canın taşıyabileceğinden daha büyük bir yükle ağırlaşmıştı. Durumu yeniden kritikleşti. O yirmi günlük süre (03 Ağustos – 24 Ağustos 1979), Mehmet’in çelikten iradesini gösteren bir imtihan süresi oldu. O, hastane yatağında dahi davasından vazgeçmedi.
24 Ağustos 1979 günü, Ankara'da, gençliği ve ideali uğruna verdiği mücadelenin sonuna geldi. Mehmet İlhan, yirmi yıllık kısa ömrünün son anında, yediği kurşunların bedelini onuruyla ödedi ve şehadet şerbetini içerek adını tarihe yazdırdı. O, bir istatistik değil, bir fedakârlık abidesi, yirmi yaşında zirveye ulaşmış bir kahramanlık timsaliydi.
"Bedenler toprağa karışır, ancak uğruna yirmi yaşın feda edildiği dava, nesiller boyu sürecek bir and olarak kalır."