"Bazı hayatlar sadece bir tarihle değil, adanmış bir yumrukla, bir duruşla anılır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinden kopup gelmiş, çelik gibi bir iradeyi İzmir’in kıyılarına taşımıştı. Adı Bekir Şimşek’ti. Henüz otuz yıllık kısa bir ömür sürecekti, ama bu ömrün her anı, inanç ve adanmışlıkla örülmüştü. Ailesi, sıradan bir aile değil; hakikat yolunda bedel ödemeyi göze almış, kardeşleri ‘taş medreseli’ olarak bilinen, davasına yürekten bağlı bir Ülkücü ocağıydı. Onun kimliği, sadece doğduğu toprakların değil, uğruna yaşadığı yüksek ideallerin mührünü taşıyordu.
ALIN TERİ VE BABA OCAĞI
Bekir Şimşek, ne mesaisini ne de davasını yarıda bırakan bir adamdı. Elleri, Torna Tesviyeci olarak çeliği yoğurmuş, en son İzmir TARİŞ İplik Fabrikası'nda alın terini akıtmış, geçimini helal yoldan kazanan onurlu bir İşçiydi. O, sadece bir idealist değildi; o, yuvasını Bayraklı’da kurmuş, evli, biri erkek ikisi kız olmak üzere üç evladının rızkını sağlayan, önce baba olan bir kahramandı. Çocuklarının gülen yüzü, onun en büyük kuvvet kaynağıydı; fedakârlığının anlamı, geride bıraktığı o gözlü yaşlı üç yetim evlada gizlenmişti.
24 AĞUSTOS 1980: BAYRAKLI’DAKİ SON DİRENİŞ
Tarihler 24 Ağustos 1980’i gösterdiğinde, ülkenin üzerine çöken karanlık, İzmir’in sokaklarında somut bir pusuya dönüştü. Bekir Şimşek, evine doğru yürürken, hainliğin gölgesi üzerine düştü. Üç komünist militan, evinin önünde yolunu keserek, bir kişiye karşı üç kişilik bir kalleşliği sergiledi.
Ancak o, kaçmayı, boyun eğmeyi aklından bile geçirmedi. Bir yiğit, üç silaha karşı duruşuyla, imanın cesaretini bir kez daha kanıtladı. Silahsızdı, ama yumrukları çelikten, yüreği vatandan yoğrulmuştu. O an, Bekir Şimşek’in evinin önü, namusun ve direnişin son kalesi oldu. Korkusuz bir hamleyle, o mübarek yumruklarını düşmanlarına savurdu. Üç militandan ikisi, onun sarsılmaz iradesi karşısında yere serildi, aciz düştü.
SIRTINDAKİ İHANET VE SON NEFES
Olayın bütün detayları, o son saniyenin kahramanlığı ve acısı, tarihin kayıtlarında eksik kalsa da, fedakârlığın sonucu nettir. Zaferin bir yumruk kadar yakın olduğu o an, kalleşlik, geriye kalan üçüncü militanın elinden sırtına saplandı.
Bir davanın neferi, ancak sırtından vurularak yere düşürülebilirdi. İki kurşun yarasıyla sarsılan bu büyük Ülküdaş, direnişin en yüksek bedelini ödedi. Olay yerinde şehit düştü. Geride kalan, gözü yaşlı üç yetim evladın feryadı, bu mücadelenin ne denli ağır olduğunun en büyük kanıtıydı.
Bekir Şimşek’in 30 yıllık hayat yolculuğu, İzmir Bayraklı Soğukkuyu Mezarlığı’nın serin toprağında son buldu. Fakat onun o karanlık günde, üç kişiye karşı verdiği, yumruklarıyla yazdığı destan, tarihin sayfalarına işlenmiş bir iman dersi olarak sonsuza dek yaşayacaktır.
"Kimi zaman en büyük kahramanlık, kaçmak yerine, bile bile pusuya atılan o son adımı cesaretle atmaktır."