"Bazı ömürler kısa sürer, ancak adanmışlık ateşiyle yandığı için bir destan kadar uzun yaşar."
BİR ÖMÜR: 1962 – 1979
1962 senesi, Eskişehir’in Tepebaşı İlçesi’ne bağlı Satılmışoğlu köyünde, Anadolu’nun o zorlu ve asil ruhunu taşıyan bir fidan yeşerdi: Osman Güçlü. O, topraklarının sadeliğini ve inancın saflığını henüz genç yaşta yüreğine kazıdı. Bir Ticaret Lisesi öğrencisiydi; ancak onun hayat defterinde yazılı olan tek ticaret, gençliğini milletinin davasına adamaktı.
GENÇLİĞİN ADANMIŞ DURUŞU
Osman, ülkenin en çalkantılı, en karanlık günlerinde tereddütsüz bir seçim yaptı. O, sadece bir öğrenci değil, Ülkücü Hareketin inançla yürüyen sarsılmaz bir neferiydi. O yıllarda vatan sevdası, bedeli can ile ödenen bir yemindi. Osman da bu yeminini tutmak üzere alnı açık, yüreği iman dolu bir şekilde safını belli etti. Onun yürüdüğü yol, 24 Ağustos 1979’a, yani fedakârlığın zirvesine doğru giden bir yiğitlik menziliydi.
ESKİŞEHİR SOKAKLARINDAKİ SON YÜRÜYÜŞ
O meşum gün, 17 yaşındaki Osman, kadim şehir Eskişehir’in Adalar semtinde bir ülküdaşıyla birlikte, davasının omuzlarına yüklediği sorumluluk bilinciyle yürüyordu. Yalaman Camii’nin hizasına geldiklerinde, tarihin kaydettiği en alçakça saldırılardan biri gerçekleşti. Yiğitliğin karşısına mertçe çıkmaya cesaret edemeyenler, zifiri karanlığın gölgesinden hareket etti.
KAHPE KURŞUN VE YİĞİTLİĞİN SESİ
Bir astsubay kisvesi altında gizlenen hain, arkalarından ateş etti. Kahpe dölleri, dürüstçe yüzleşmek yerine, sırtlarından vuran o utanç verici eylemi gerçekleştirdi. Silah sesi o anı dondurdu.
Ancak Osman’ın tepkisi, bir feryat değil, bir kahramanın son duruşu oldu. Gencecik sesi, acıyı değil, kabullenmişliği ve sarsılmaz bir imanı taşıyordu:
“BEN VURULDUM!”
Bu üç kelime, sadece bir yaralanmayı değil, davasına verdiği sözü tuttuğunu ilan eden son nefesiydi.
ŞEHADETE GİDEN YOL
Osman’ın ülküdaşı, o kurşunların açtığı dehşet verici yaraya rağmen, düşen arkadaşını kucakladı. Onu hayata döndürmek için can havliyle hastaneye doğru koşarken, yol, ne yazık ki ebediyete çıkan bir menzile dönüştü. Osman Güçlü, 24 Ağustos 1979 günü, yolda, bir anlık nefes alışverişinin ardından, al kanlar içinde ruhunu teslim etti ve şehitlik mertebesine yükseldi.
Vatan için çıktığı yolda can veren bu genç neferin aziz naaşı, doğduğu o bereketli topraklara, Satılmışoğlu köyüne geri getirildi ve dualarla toprağa verildi. O artık, ait olduğu köyün ve milletin kalbinde, zamana meydan okuyan bir şehadet nişanesiydi.
"Şimdi o, doğduğu topraklarda bir hilal gibi uyuyor; adı, Anadolu’nun yiğitlik defterine kanla yazılmış bir mühürdür."