"Bazı insanlar, inançlarının bedelini canlarıyla, bazıları ise evlatlarının vedasıyla öder. Süleyman Arı, ikisini birden ödemeyi seçenlerdendi."
KİMLİĞİ VE BİR YİĞİTİN KÖKLERİ
Bingöl’ün kadim topraklarında, Genç ilçesinin Meşedalı Köyü’nde kök salmıştı. O, sadece bir çiftçi ve besicilik yapan mütevazı bir Anadolu insanı değildi; o, yetmiş yıllık ömrü, sarsılmaz inancıyla yoğrulmuş bir çınardı. Yetmiş yaşındaydı. Sadece evli değil, ardında 19 evladının koca mirasını bırakmış, ailesiyle birlikte ülkü yoluna baş koymuş bir Ailenin Reisi’ydi. Onların oturduğu her karış toprak, onların davasıydı.
ATEŞ ÇEMBERİNDE BİR BABA: İKİ KEZ VURULMAK
Süleyman Arı’nın omuzlarındaki yük, sıradan bir hayatın taşıyabileceğinden ağırdı. Daha kendisi şehadet mertebesine ulaşmadan, bu vatanın hain gölgesi ailesinin üzerine iki kez düşmüştü. Derehan mezrasında yaşarken, önce 20 Mayıs 1993 tarihinde yiğit oğlu HADİN ARİ’yi kaybetmenin tarifsiz acısını yaşadı. Fakat bu kahır dinmemişti ki, sadece üç ay sonra, 10 Ağustos 1993 günü diğer oğlu SAİT ARİ de aynı ihanet zincirine kurban gitti.
O artık sadece bir baba değil, iki şehit babasıydı.
Oğullarını toprağa verdikten sonra, sarsılmaz bir kararlılıkla, Derehan’daki hatıraları ve acıları geride bırakarak Meşedalı Köyü’ne göçtü. Bu göç, bir kaçış değil; inancından bir adım bile geri atmayan, düşmanın karşısına yeniden ve yeniden çıkan bir direnişin adımıydı.
YETMİŞ YILLIK DİRENİŞ
Yaşlı bedeni ve yorgun yüreği, bu çemberin ortasında dimdik duruyordu. Bilirdi ki, bölücülerin nefesi ensesindeydi. Zira o, evlatlarının uğruna can verdiği ideallerden, yani Ülkücü duruşundan vazgeçmemişti. O, sadece ailesini değil, toprağının namusunu da savunuyordu. Meşedalı’daki barakası, onun son kalesi, son nöbet yeri oldu.
SON VARDİYA VE BİR GECE BASKINI
Takvimler 23 Ağustos 1993’ü gösteriyordu. Gece, karanlığın en zifiri olduğu saat 23.00 sularında, hainler Süleyman Arı’nın barındığı bu son sığınağı kuşattı. Onlar, 70 yaşındaki bu direniş abidesini susturmak istiyorlardı.
Saldırı, alçaklığın ve vahşetin en acımasız haliydi: Baraka aynı anda hem ateşe verildi hem de kurşunlandı. Alevler yükselirken, namluların sesi de susmuyordu. Süleyman Arı, yetmiş yıllık hayatının en zorlu sınavında, iki oğlunun yanına yürüyeceği o son anları, alevlerin ve kurşunların ortasında bir kahramanlık destanı yazarak geçirdi. O, kalesinde düşman eline geçmeden, inancının sancağını bırakmadan, yanarak ve vurularak şehadet şerbetini içti.
Böylece, aynı yıl içinde, bu aileden üç yiğit vatanın toprağına emanet edilmiş oldu.
Cenazesi, uğruna can verdiği o Meşedalı Köyü’nün mezarlığına, oğullarının yanına defnedildi. Artık o, sadece şehit bir baba değil, üç neslin imanla örülmüş direnişinin ebedi şahidiydi.
"Ve o gece, Bingöl semalarında sadece bir baraka yanmadı; bir milletin evlat acısına rağmen sarsılmayan imanı, üç yıldız olup gökyüzüne kazındı."