"Bazıları, yaşadığı çağa sadece şahit olur; Halil Ataş ise, çağının karanlığına bedenini siper ederek bir abide dikti."
KİMLİĞİ VE İMANIN COĞRAFYASI
O, Manisa’nın, toprağın her zerresinde alın teri ve yiğitlik saklı olan Soma ilçesinden yükselen bir sesti. Halil Ataş, sadece 45 yıllık ömrüyle değil, o ömrü adadığı sarsılmaz duruşuyla tarihe adını yazdırdı. Taş mahallesinin sokakları, onun evli ve iki çocuk babası olarak kurduğu yuvanın sıcaklığına şahitti. O, kimliğinde taşıdığı Ülkücü neferliği, sadece bir görüş değil, bir yaşam biçimi olarak tüm ailesine miras bırakmış bir dava adamıydı. Onlar, ailece, devrin en çetin fırtınalarına karşı duran, tek vücut bir imanın timsaliydiler.
ADANMIŞ RUH VE OCAK
Halil Ataş, hayatını Soma Linyit Kömürü Maden İşletmesi’nde çalışarak kazanan, yerin yüzlerce metre altındaki karanlıkta rızkını arayan çelikleşmiş bir işçiydi. Vücudu kömür tozuyla, ruhu ise vatan sevdasıyla yıkanmış bu 45 yıllık koca yürekli adam, sadece kendi ailesinin değil, davasının da direğiydi. O, madenci ocağında kazmayı nasıl sağlam vuruyorsa, hayatın tehlikeli yollarında da duruşunu aynı kararlılıkla koruyordu.
BAYRAM GECESİNDE VAZİFE
Takvimler 23 Ağustos 1979’u gösterirken, mübarek Ramazan Bayramı’nın arifesi, manevi bir huzurun tüm coğrafyayı sardığı kutsal bir andı. İftar saatine yaklaşıyordu ve oruçlu bedenler evlerine koşarken, Halil Ataş, babalık vazifesinin gereği olarak çarşıya doğru yürüdü. Amacı basitti, kalbi kadar temizdi: Sevgili oğlunu alıp evine, iftar sofrasına getirmek. Oysa o an, o dar sokak, sıradan bir babalık eyleminin, destansı bir fedakârlığa dönüştüğü son vatan toprağı olacaktı.
O KARANLIK PUSU VE SON ADIM
Baba ve oğul, çarşıdan evlerine dönerlerken, milletin ve maneviyatın düşmanı olan komünist militanlar, pusularından yayılan bir nefret ateşi açtı. Bu, tesadüfi bir saldırı değil, bir inanca ve bir duruşa karşı açılmış alçakça bir savaştı.
Karanlık yaylım ateşi etrafa saçılırken, Halil Ataş, evladını koruma içgüdüsüyle öne atıldı. O kurşun yağmuru arasında, bir kahramanın alın yazısı gibi, tek bir hain kurşun, 45’lik çınarın tam gözünden vurdu. O, sadece bedeniyle değil, gördüğü hakikatle de şehit düşmüştü. Olayın korkunçluğu, oğlunun da ağır şekilde yaralanmasıyla katmerlendi. Halil Ataş, vatan ve evlat sevgisinin en yüce anıtını dikerek, Ramazan Bayramı arifesinde şehadet mertebesine yükseldi.
SONSUZ NAKİL VE MİRAS
İlk önce Çaltılık Mezarlığı’nın sessizliğine emanet edilen Halil Ataş’ın aziz bedeni, kaderin yazdığı o büyük mirası tamamlamak üzere son bir yolculuğa çıktı. Yıllar sonra, aynı sarsılmaz inancı taşıyan oğlu da şehit düştüğünde, Halil Ataş, can yoldaşı olacak evladının yanına, Güney Mezarlığı’na nakledildi.
Onlar, Manisa toprağında, yan yana yatan iki destandır; aynı amaç uğruna can vermiş, baba-oğul iki ülkü devi. Halil Ataş’ın son adımı, bir babanın evladına verdiği son ders, bir işçinin vatanına sunduğu en kıymetli emek ve tarihin sayfalarına altın harflerle yazılmış bir kahramanlık yeminidir.
"Onların kanları sadece toprağa değil, nesillerin vicdanına aktı. Halil Ataş, geride sadece bir isim değil, uğruna ölümü göze aldığı davanın, asla sönmeyecek meşalesini bıraktı."