“BAZI HAYATLAR, SADECE BİR DAVA UĞRUNA DEĞİL, UĞRUNA ÖLÜNÜLECEK BİR İMANLA ÖLÇÜLÜR.”
I. KİMLİĞİ VE BİR YUVANIN MİRASI
O, sıradan bir hayatın zincirlerini koparıp, adını destanların arasına yazdıranlardan biriydi: Ömer Kestel. Kökleri, Mersin’in Mut İlçesi’ne bağlı Hacıahmetli Köyü’nün bereketli toprağına uzanıyordu. Dünya gözüyle görebildiği her an, 27 yıllık kısa, ancak iz bırakan bir ömre sığdı. Evliydi ve geride bir fidan gibi büyüteceği bir evlat bırakıyordu. Onun varlığı, Mersin Osmaniye semtinde ikamet eden ailesi için sadece bir çatı değil, aynı zamanda sarsılmaz bir kale demekti. Bu kale, o karanlık yıllarda, vatan ve vicdan mücadelesi veren her yiğidin sığındığı son limandı.
II. ALIN TERİ VE ADANMIŞLIĞIN YEMİNİ
Ömer Kestel, kağıt üzerinde sadece bir işçiydi. Mersin Soda Sanayi Fabrikası'nın devasa çarkları arasında, alın teriyle helal rızkını kazanan, emeği kutsayan bir neferdi. Fakat bedenine giydiği işçi tulumunun altında, ateşten bir gömlek taşıyordu. O, sadece ailesinin nafakasını değil, aynı zamanda mensubu olduğu davanın onurunu ve milli duruşun bekasını savunuyordu. 1979 yılının Türkiye’si, değerlerin çatıştığı, sokakların ihanetle mayınlandığı bir savaş alanıydı. Ve Ömer, bu kirli savaşta, duruşuyla cephedeki en keskin kılıçlardan biriydi.
III. SON GECE: ÇEKİLEN İHANET TETİĞİ
Takvimler 22 Ağustos 1979 akşamını gösteriyordu. Gece, Mersin Osmaniye’deki evin üzerine ağır ve kasvetli bir örtü sermişti. Ömer Kestel, kendi yuvasının sükûneti içinde, bir dava arkadaşıyla oturuyordu. Bir kahraman, en savunmasız anında, kendi yuvamı dediği yerde dahi teyakkuzda olmak zorundaydı.
Ancak karanlık, mertçe bir mücadeleden uzaktı. Adına komünist militan denilen, pusunun ve alçaklığın gölgesine sığınmış hainler, kutsal sayılan o evin çevresinde mevzilendi. Gözlerine bakmaya cesaret edemedikleri yiğidi, en güvende hissettiği anda vurdular. Açılan o hain ateş, sadece kapıyı değil, 27 yıllık bir hayatın tüm umutlarını hedef almıştı. Vücuduna isabet eden kurşunlar, onun yiğit duruşunu deviremedi, ancak ağır yaraladı.
IV. ŞEHADET VE SONSUZLUĞA YÜRÜYÜŞ
Ateşkes nedir bilmeyen bu hain saldırının ardından kanlar içindeki yiğit, derhal Mersin SSK Hastahanesi’ne yetiştirildi. Hayat denilen o ince çizginin bir ucunda fedakârlık, diğer ucunda ise takdir-i ilahi vardı. Hekimler canla başla mücadele etti, ancak 22 Ağustos gecesi başlayan o son büyük savaşta, Ömer Kestel’in bedeni dayanmadı.
23 Ağustos 1979 günü, o, sadece hayatını kaybetmedi; şerefli ve mübarek bir makama yükseldi. Geride bıraktığı ailesine, küçük evladına, maddiyatla ölçülemeyecek kadar büyük, sarsılmaz bir onur bıraktı. İşçi Ömer Kestel, 27 yıllık kısa ömrüyle, bir davanın uğruna son damlasına kadar savaşmanın, inancına sadık kalmanın ve evinin eşiğinde bile mücadeleden vazgeçmemenin ölümsüz simgesi haline geldi.
“YİRMİ YEDİ YILLIK HAYATI, BİR MİLLETİN VİCDANINA YAZILMIŞ YEDİ YÜZ YILLIK DESTANLARIN KISA BİR ÖZETİYDİ.”