"Bazılarının ömrü kısa, lakin destanı asırlıktır. Onlar, alın terleri ile vatan toprağını sulayan adsız kahramanlardır."
KÖYDEN YÜKSELEN ADANMIŞLIK
Mersin’in Mut ilçesine bağlı Çatalharman köyünün sessiz, ama vakur topraklarında filizlendi onun hayatı. Yakup Gürkan, ne makam peşinde koştu ne de şöhret aradı; onun davası, çalıştığı toprağın ve inandığı değerlerin saflığıydı. Yalnızca 27 bahar görmüştü. Hayatını, Mersin’de, Soda Sanayi Fabrikası’nın çelikten gövdesinde işçi olarak, helal kazancın ve alın terinin kutsallığına adamıştı. O, omuzlarında ülkülerini taşıyan, fedakâr bir Anadolu evladıydı.
BİR YUVA, BİR MUKADDES OCAK
Mersin’in Osmaniye semtinde kurduğu yuvası, onun en büyük sığınağı ve davasının en somut meyvesiydi. Evliydi, iki evladı vardı. Geleceğe dair umutları, çocuklarının gözlerinde parlayan masumiyette saklıydı. O, sadece bir işçi değil, ülkesinin geleceğini koruyan bir babaydı. Geceleri evinin ışığı yandığında, sadece ailesinin değil, uğruna mücadele ettiği tüm değerlerin de o ocağın sıcaklığıyla korunduğuna inanıyordu.
O KARANLIK GECENİN HÜKÜMÜ
Takvimler 22 Ağustos 1979 akşamını gösterdiğinde, karanlık gölgeler Yakup Gürkan’ın huzur dolu yuvasına saldırmak için harekete geçti. Akşamın geç saatleriydi. O ve dava arkadaşı Ömer Kestel, evlerinde otururken, komünist militanlar tarafından alçakça bir saldırının hedefi oldular. Namlular, bir evin duvarlarını değil, bir milletin sarsılmaz inancını hedef alıyordu.
Ateş açıldı. Bir kahraman, en kutsal mekânı olan yuvasında, namert bir kurşunun nişanı oldu. Yakup Gürkan, bu vahşi saldırıda ağır yaralandı. Kurşunlar bedenini delip geçmişti, ancak ruhunu zerre kadar eğememişti.
SON NEFES, SON MÜHÜR
Ağır yaralı halde, Mersin SSK Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastane koridorları, inancından taviz vermeyen bir adamın son direnişine şahitlik ediyordu. Bütün çabalara rağmen, milletinin ve ailesinin geleceği için akıttığı kan onu terk etmeye başladı.
23 Ağustos 1979 günü, takvim yaprağı bir gün sonrayı gösterirken, Yakup Gürkan, bedeni teslim olsa da ruhu asla teslim olmayan bir kahraman olarak, şehadet şerbetini içti. Adana toprakları, 27 yaşındaki bu fedakâr işçinin, iki evlat babasının, ideal uğruna ödenen bedelin tescillendiği yer oldu. O, karanlık çağların üzerine bir meşale gibi doğdu ve ardında, alın teriyle yazılmış, kanıyla mühürlenmiş ölümsüz bir miras bıraktı.
"Yakup Gürkan, bir işçinin elleriyle çizdiği onur çizgisidir. O, yuvasını korurken can verenler kervanının destansı son imzasıdır."