"Uğruna yaşanılan bir ideal varsa, o idealin bedeli en büyük fedakârlıktır."
CUMALİ SÜRÜCÜ: ADANMIŞLIĞIN TEKNİSYENİ
KİMLİĞİ VE İDEALLERİNİN ATEŞİ
Adana’nın Yüreğir ilçesi, sadece doğduğu toprak değil, aynı zamanda ülkücü ruhun en köklü filizlerinden birini de bağrında yeşerten topraktı. Cumali Sürücü, 28 yıllık ömrüne sığdırdığı büyük bir yuvayı geride bırakmıştı: Evliydi ve üç masum çocuğun geleceğe uzanan umuduydu. Mesleği, bir ilkokulun sessiz kahramanı olmak, o kurumun işleyişini sağlamak, yani basitçe bir teknisyendi. Ancak onun ruhu, çalıştığı okulun duvarlarından çok daha büyük bir davaya adanmıştı. O, sadece ailesine ve mesleğine değil, ülkücü felsefenin de Adana’daki en güçlü dayanağına ömrünü adamıştı. Cumali Sürücü, davasının neferliğinden öte, zorlu yıllarda Ülkücü İşçiler Derneği Adana şubesinin kurucularından biri olarak, bizzat meşaleyi tutan el olmuştu. Bu kurucu duruş, onun hayatının tehlike çemberi içinde geçtiğinin destansı bir imzasıydı.
GÖREVDEN KADER YOLCULUĞU
Cumhuriyet mahallesinde, mütevazı yuvasının sıcaklığını özleyerek yaşadığı günler, adanmış bir ruhun kaçınılmaz vedasına doğru ilerliyordu. 22 Ağustos 1979, o büyük veda gününün tarihi oldu. Bir teknisyen olarak işini bitirmiş, çocuklarının beklediği o kutsal yuvaya doğru adımlarını atmıştı. Bu yolculuk, Süleyman Vahit Caddesi üzerinden geçiyordu; bir şehidin her gün yürüdüğü, o gün ise ebediyete uzanacak olan son cadde.
PUSU VE KARARLILIĞIN BEDELİ
Cumali Sürücü’nün ülkücü duruşu, karanlık ellerin hedefindeydi. Süleyman Vahit Caddesi, sıradan bir akşamüstü olmaktan çıkıp, alçakça planlanmış bir pusuya sahne oldu. Komünist militanlar, bir halk kahramanının silahsız dönüş yolculuğunu hedef alarak, korkakça bir çapraz ateş başlattılar. O an, bir teknisyenin eve dönüşü durdu; yerine, bir adanmışın, inancının en ağır sınavından geçme anı başladı.
YEDİ KURŞUN VE EBEDİ RÜTBE
Cumali Sürücü, haince kurulan o çapraz ateşin ortasında kaldı. Olay yerinde şehit düşerken bile, geride bıraktığı sessiz çığlık, sadece davasının değil, üç çocuğunun geleceğinin de teminatıydı. Yapılan otopsi raporu, düşmanın kininin ve korkusunun şiddetini gözler önüne serdi: Vücudunda tam yedi kurşun yarası bulundu. Her bir kurşun, onun duruşunun ne denli sarsılmaz olduğunu gösteren, adeta kahramanlık madalyasıydı. O, yedi kurşunla vurulsa da, düşündüğü ve uğruna kurucusu olduğu değerler asla yere düşmedi. Ruhunu Adana semalarına armağan eden bu aziz emanet, Adana Asri Mezarlığı’nda, toprağın huzuruna tevdi edildi. 28 yıllık ömrünün her günü, bu büyük şehadet anına hazırlanmış bir destandı.
"Adana toprağına düşen her damla kan, ülkücü yürüyüşün sönmeyen meşalesi olarak kalacaktır."