"Şehitler, sadece göçüp gidenler değil; yaşadıkları toprağa, inançlarına ve davasına ölümsüz bir mühür vuranlardır."
KİMLİĞİ VE İDEALLERE ADANIŞ
Denizli’nin Yeşilyuva Beldesi’nde filizlenen bir adanmışlık öyküsüdür bu. Osman Kavcar, henüz hayatının baharında, 26 yaşında, memleketinin toprağından aldığı sadakati, ulvi bir göreve dönüştürmüş bir yiğitti. Çocukluğunu Yeşilyuva’nın sıcaklığı içinde yaşadıktan sonra, ailesiyle birlikte Denizli merkeze taşınan bu kahraman, ortaokul ve lise sıralarında sadece derslerini değil, aynı zamanda ülkü denen büyük ideali de yüreğine yazdı. Liseli yıllarından itibaren, duruşu ve kararlılığıyla ülkücü hareketin aktif bir neferi oldu; zira biliyordu ki, bazı yollar yalnızca cesaretle yürünür.
GÖNÜLLÜ MÜCADELE VE EĞİTİM YEMİNİ
Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduğunda, elindeki diploması sadece bir meslek belgesi değil, aynı zamanda milletine hizmet etme yemininin bir nişanesiydi. Osman Kavcar, bir öğretmen olarak, kendi memleketinin genç zihinlerini aydınlatma sorumluluğunu üstlendi. O, sadece sınıfta ders vermiyordu; o, bir neslin vicdanını inşa ediyordu. ÜLKÜ-BİR (Ülkücü Öğretmenler Derneği) Denizli şubesinin üyesi olarak, öğretmenlik mesleğini yalnızca bir görev değil, bizzat davasının en kutsal cephesi olarak görüyordu. O, karanlık çağın ortasında, ışığı yaymak için direnen bir meşaleydi.
IŞIĞIN VURDUĞU YER: İSTİKLAL CADDESİ
Hayatı, idealleri ve ailevi sorumlulukları arasında güçlü bir denge kurmuştu. Kendi mesleki mücadelesinin yanı sıra, babasının İstiklal Caddesi’nde bulunan ayakkabı satış dükkanında, zaman zaman omuz omuza çalışırdı. Bu dükkan, sadece bir ticaret yeri değil, Anadolu’nun emeğinin ve helal kazancının simgesiydi. Kahramanımız, hem öğrencilerine ilim hem de babasına destek sunarken, sıradan bir hayatın içine gizlenmiş, sıra dışı bir cesareti taşıyordu. O, sokağa çıkmaktan, hayatın içinde durmaktan çekinmeyen, davasını saklamayan bir yiğitti.
22 AĞUSTOS 1979: SON DERS
22 Ağustos 1979 günü, takvimler zalim bir vedayı işaret ediyordu. Akşamüzeri saatler 19:45’i gösterirken, Osman Kavcar yine İstiklal Caddesi üzerindeki o dükkanda, alın terinin başında duruyordu. Bilinçli bir düşmanlık, hedef olarak onu seçmişti. Ülkücü idealin ve memleket sevgisinin en ön safta yer alan bu gence karşı, bir grup devrimci solcu-komünist militan, alçakça bir saldırı başlattı ve dükkanı taradı.
Osman Kavcar, davasının sembolü olduğu yerde, ansızın gelen o hain kurşunlarla ağır yaralandı. Devlet hastanesine kaldırıldı; bütün ülküdaşları, ailesi ve sevenleri onun hayata tutunması için dualar ederken, doktorlar büyük bir mücadele verdi. Ancak vatan sevgisiyle çarpan o büyük yürek, bütün insani çabalara rağmen kurtarılamadı. O karanlık günde, 26 yaşındaki öğretmen Osman Kavcar, inandığı değerler uğruna düşerek, adını tarihe Şehit olarak yazdırdı. Onun son nefesi, inanç sahiplerinin yolunu aydınlatan ebedi bir meşale oldu.
"Bazı ölümler, sadece bir son değil; ardında durulan davanın ölümsüz bir başlangıcıdır. Şehitler susar, fakat inandıkları hakikat sonsuza dek konuşur."