"Bazı kaderler mürekkeple değil, bir tercihin cesaretiyle ve bir babanın son adımıyla yazılır."
YİRMİ DOKUZ YILIN DESTANI: DOĞAN TAŞOLUK
KİMLİĞİ VE BİR İŞÇİNİN YEMİNİ
Doğan Taşoluk. Bu toprakların çilekeşliğinden doğan, Konya'nın Doğanhisar ilçesinden yükselen bir isimdi. Mesleği işçilikti; alın teriyle, fedakârlıkla örülmüş bir hayatın temsilcisiydi. 1979 yılının o karanlık günlerinde, henüz 29 yaşındaydı. Ardında, sevgiyle bağlı olduğu bir eş ve hayatının en büyük umudu olan üç masum çocuk bırakmıştı. Onun hikayesi, sadece bir şehadetname değil, aynı zamanda inançları uğruna büyük bir bedel ödeyen bir babanın sarsılmaz duruşunun öyküsüdür.
VİCDANIN DÖNÜŞÜ VE RUSYA DERSİ
Doğan Taşoluk, kariyerine Konya Seydişehir Alüminyum Tesisleri'nde başlamıştı. Hayatının ilk dönemlerinde, işçi sınıfının haklarını savunduğuna inandığı komünist fikirlere gönül vermişti. Ancak kader, ona dünyanın demir perdeler ardındaki yüzünü gösterecekti. Tesis tarafından staj için Rusya'ya gönderildiğinde, orada tanık olduğu yönetim biçimi, yüreğinde taşıdığı tüm eski fikirleri kökünden sarstı. Gördüğü gerçek, ezberleri bozan bir uyanış oldu. O, kuru bir teorinin peşinden gitmek yerine, gözleriyle gördüğü acı gerçeği reddetme cesaretini gösterdi. Dönüşünde, ruhunda taşıdığı yepyeni bir yeminle MHP saflarına katılarak, ülkücülük davasını benimsedi. Bu karar, yalnızca siyasi bir değişim değil, hayatını tehlikeye atan onurlu bir duruştu.
ADANMIŞLIĞIN YOLU VE MÜCADELESİ
Seydişehir Alüminyum Tesisleri, eski fikirdaşlarının hâkimiyetine geçince, Doğan Taşoluk inancının bedelini ödedi ve işinden ayrıldı. Ancak o, mücadeleden vazgeçmedi. Cesaretini ve kararlılığını işçi sınıfının gerçek menfaatlerini savunmaya adadı. Tes-İş Sendikası'nda yönetici olarak çalışmaya başladı ve Misk çatısı altında sendikacılık üzerine eğitimcilik yaparak, inandığı değerleri yüzlerce işçiye aktardı. O, sadece bir sendikacı değil, hakikatin neferiydi; işçi haklarını zalim ideolojilerin gölgesinden korumak için siper olmuştu.
SON BAYRAM HAZIRLIĞI
Takvimler 22 Ağustos 1979’u gösterdiğinde, Doğan Taşoluk’un kalbi sadece vatan aşkıyla değil, aynı zamanda derin bir baba hasretiyle çarpıyordu. Ramazan Bayramı gelmişti ve o, Antalya’daydı. Tek arzusu, memleketine, üç çocuğunun yanına dönmekti. Otobüs biletini cebine koydu, bu bilet yuvasına kavuşmanın sözüydü. Garajlara geri dönmeden önce, iftar sofrasına bereket katacak biraz yiyecek aldı. Ve en önemlisi, avuçlarında taşıdığı küçücük bir mutluluk nişanesi: çocuğu için aldığı oyuncak. O, ideolojik bir çatışmanın ortasında değil, bir babalık görevini yerine getirirken, en insani ve en masum eylemi gerçekleştirirken tehlikeye yürüdü.
CUMHURİYET MEYDANINDAKİ SON ADIM
O gün, Cumhuriyet Meydanı, karanlık bir pusuya sahne oldu. Evine, iftarına, kucağında taşıdığı oyuncağın vaat ettiği masumiyete doğru yürürken; eski fikirlerinden vazgeçtiği için kin besleyen komünist militanlar tarafından hedef alındı.
Doğan Taşoluk, ne bir cephede ne de bir mitingde düştü. O, elinde bayram neşesi, yüreğinde aile sevgisi varken, hain kurşunlarla şehit edildi. Onun düşüşü, sadece bir can kaybı değil, bir babanın yuvasına ulaşma hayalinin kana bulanmasıydı. Cesareti ve inancından asla taviz vermediği için ödediği bu ağır bedel, onun adını destanlar arasına yazdırdı.
Şehit düştüğü yerden, Antalya’dan yola çıkan naaşı, ebedi istirahatgâhına, doğduğu topraklara, memleketine götürüldü. Doğan Taşoluk, 29 yaşında, inancının ve hür vicdanının onurunu taşıyarak, üç evladına bırakılacak en büyük mirası teslim etti: Tavizsiz bir kahramanlık hatırası.
"O, karanlığa bir oyuncak ve bir bilete sığdırdığı hasretle yürüdü. Şehadeti; korkunun değil, bir babanın kararlılığının zaferidir. Mekanı kutsal, hatırası daima canlıdır."