"Yiğitler, hayatı bir ticaret değil, uğruna ölünecek bir yemin olarak yaşarlar."
BİR ADANMIŞLIĞIN BİYOGRAFİSİ: MEHMET HAKKI YOLAÇ
I. İDEALLERİN GENCECİK NEFERİ
Tarihler 22 Ağustos 1979’u gösterirken, İstanbul şehri, henüz 26 baharını yaşamış bir yiğidinin adını ebediyete yazdı: Mehmet Hakkı Yolaç. O, sadece Serbest Meslek sahibi olarak rızkını kazanan bir genç değildi; o, Bakırköy ÜGD (Ülkücü Gençlik Derneği) Şubesi'nin kararlılıkla görevini üstlenmiş, inancının sarsılmaz bir neferiydi. Doğduğu yerin kaydı olmasa da, onun vatan aşkıyla attığı her adım, dünyaya geldiği toprakları onurlandırmıştı. Henüz hayatının baharında, ölümsüz bir davanın yükünü omuzlamayı seçmişti.
II. SADAKAT VE SON VAZİFE
O yıl, Ramazan’ın manevi huzuru, ülkenin üzerine çöken karanlık terör gölgesiyle harmanlanıyordu. Ancak Mehmet Hakkı Yolaç için dinlenmek veya korkmak bir seçenek değildi. O, davasının ölümsüzlüğüne inanıyordu.
Yanında yol arkadaşı Celal Tortaş ile birlikte, sıradan bir görevden dönmüyorlardı; onlar, iki yıl önce, 1977’de şehadete yürüyen ülküdaşları Hikmet Ay’ın geride kalan ailesine destek ve vefa ziyaretinden dönmekteydiler. Bu ziyaret, Mehmet Hakkı’nın fedakârlığının ve davasına olan bağlılığının en güçlü kanıtıydı: Bir şehidin hatırasını yaşatmak için, kendi canını tehlikeye atmaktan çekinmiyordu.
III. İFTAR VAKTİ VE ATEŞ ÇEMBERİ
Akşamın alacakaranlığı çökmek üzereydi. İftar vaktinin yaklaştığı o mukaddes saatlerde, Bakırköy Ebuzziya Caddesi'nden geçiyorlardı. Kimi için huzurlu bir bekleyiş olan bu an, Mehmet Hakkı için kurulan pusu ile kana bulandı. Devrimci solcu-komünist militanlar, pusu kurmuş gölgeler gibi, inancından taviz vermeyen bu yiğitlerin üzerine namlularını çevirdiler.
Saldırı anında yaşananlar, Mehmet Hakkı Yolaç’ın yüreğinde taşıdığı cesaretin büyüklüğünü gösterir. O, inancına saldıran karanlık güce karşı dimdik durdu. Ancak hain kurşunlar, acımasızca hedefine ulaştı.
IV. KAHRAMANLIĞIN ALTI KURŞUNU
Vücuduna tam altı kurşun isabet etti. Altı kez vurulmasına rağmen, inancının kalesini düşürmedi. Kanlar içinde yere düşen bu ülküdaşımız, tüm gücüyle direndi. Hemen hastaneye kaldırıldı, umutla yaşaması beklendi.
Fakat Mehmet Hakkı’nın ruhu, bu dünyevi mücadeleyi tamamlamış, ebedi âleme doğru yola çıkmıştı. 26 yaşında, sarsılmaz inancının bedelini ödeyerek şehadet makamına erişti.
V. ŞEHADETTEN SONRAKİ MÜCADELE
Ancak kahramanlığın mücadelesi onun bedeni durduktan sonra da bitmedi. O günlerin karmaşasında, ideolojik kutuplaşmanın tarafı olan POL-DER’li polisler, şehidimizin cenazesini bile kaçırmaya, onun hatırasını ve son yolculuğunu engellemeye çalıştılar.
Fakat Mehmet Hakkı’nın davasına gönül vermiş yoldaşları buna izin vermedi. Gözyaşlarıyla, dualarla ve kararlılıkla omuzladıkları şehitlerinin naaşını, karanlık ellerden korumayı başardılar. Mehmet Hakkı Yolaç’ın hayatı, sadece inanç uğruna bir kurban değil, ölümden sonra bile değerleri uğruna direnişin sembolü oldu.
"Mehmet Hakkı Yolaç, 26 yıllık ömrünü bir destana sığdıran; ismi, sadece bir tarih değil, uğruna ölümü seçenlerin ebedi andı olan bir kahramandı."