"Bazı isimler vardır ki, bir çağın vicdanını omuzlar. Onlar, en zorlu gecede imanıyla yürüyen, makamını değil, davasını canından üstün tutanlardır."
BİR VİCDANIN KİMLİĞİ VE MİLLETİN YÜKÜ
Yıl 1979’u gösterirken, Anadolu’nun kalbi Uşak’ta, sıradan bir hayatın içinde büyük bir ruh taşıyan adam yaşıyordu: Haşim Yıldırım. Uşak’ın öz evladıydı, Şekerevler mahallesinde ikamet eden, 46 yıllık ömrüyle ailesine ve toprağına adanmış bir koca çınar. O, sadece bir mahalle sakini değildi; omuzlarına bir milletin idealini yüklemiş, karanlık çağın ortasında inandığı değerlerin bayraktarlığını üstlenmişti.
DOKUMACININ YÜCE ADANMIŞLIĞI
Mesleği, elleriyle ipliği ilmek ilmek dokuyan bir zanaatkar, bir dokumacıydı. Maddi dünyanın hassas işçisi olan bu adam, manevi dünyanın ve siyasi mücadelenin de en ön safında duruyordu. Haşim Yıldırım, MHP Uşak İli Merkez İlçe Başkanlığı gibi, o çalkantılı dönemde adeta bir kalkan vazifesi gören kutsal bir görevi taşıyordu. Gündüzleri tezgâhında kumaş dokurken, geceleri vatanın geleceği için idealleri ilmek ilmek işliyordu. Bu, bir zanaatkarın sadece el emeğiyle değil, ruhuyla da ülkesine hizmet edişinin destansı bir örneğiydi.
İMANIN VE GÖREVİN ÇAĞRISI
Takvimler 21 Ağustos 1979’u gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayıydı. Haşim Yıldırım, orucunu açtıktan sonra, gönlü huzurla dolu bir şekilde Teravih namazını eda etmek üzere Dülgeroğlu Camisi’ne doğru yürüdü. O, manevi bir arınmanın peşindeydi; namazını kıldı, ruhunu dinlendirdi ve içindeki inançla güçlenmiş olarak camiden ayrıldı. Artık tek gayesi, evinin sıcaklığına dönmekti. O an, sokaklar sessizdi; Haşim Yıldırım, sadece Rabbinin rızasını kazanmış olmanın manevi hafifliğini taşıyordu.
YOLDA KURULAN KARANLIK PUSU
Ancak ne yazık ki, karanlık, pususunu en masum anda kurmuştu. Evine doğru yürüdüğü yolda, altı kişilik devrimci solcu-komünist militanlardan oluşan hain bir pusu bekliyordu. Haşim Yıldırım, o karanlık güçlere karşı tek başına, imanıyla yürüdü.
Katiller, bu kahramanı gördükleri anda, sayılarının verdiği cüretle, alçakça ve gözlerini dahi kırpmadan kurşun yağmuruna başladılar. Tek bir adam, altı katile karşı dururken, mermiler bir yiğidin göğsünü hedef aldı. Vatanın ve inancın uğruna atılan son adımlar, hainlerin mermileriyle kesildi.
EBEDİYETE YÜRÜYÜŞ
Haşim Yıldırım, aldığı kurşun yaraları nedeniyle olay yerinde şehadet mertebesine erişti. O an, bir dokumacının elleriyle dokuduğu onur, 46 yıllık hayatının son nefesinde, Uşak’ın sokaklarına kanla yazılmış bir destana dönüştü. O, kaçmayı değil, inandığı yolda yürümeyi seçmişti.
Bu, sadece bir cinayet değil, bir ülkü adamının, Ramazan ayında, namazdan dönerken, en kutsal anda dahi davasından vazgeçmeyişinin şahididir. O, şehadetiyle, adını unutulmaz kahramanlar defterine, büyük bir fedakarlıkla yazdırdı.
"O, bir zanaatkarın elleriyle ördüğü onuru, 46 yıllık ömrünün son adımında, vatanın alnına bir mühür gibi kazıdı. Haşim Yıldırım, adı unutulmayacak destanın ta kendisidir."