“Bazı hayatlar sadece nefes almakla kalmaz; bir ülkü uğruna adanır ve o adanmışlık mühürlenir.”
GİRESUN'DAN YÜKSELEN SES VE ALIN TERİ
Halim Karadeniz, Karadeniz’in sarp coğrafyasından, Giresun’dan taşıdığı çelik iradeyle İstanbul’un devasa kentine ayak basmış yiğitlerdendi. O, ne bir makam peşindeydi ne de zenginliğin; o, emeğin ve alın terinin kutsallığına inanan bir işçiydi. Cevizli Tekel Sigara Fabrikası’nda elleri nasırlı bir emekçi olarak çalışırken, omuzlarında taşıdığı sorumluluk sadece ailesi değildi. Evliydi, iki evladının geleceği için savaşıyor, Maltepe Gülsuyu mahallesindeki yuvasını memleketin sarsılmaz bir kalesi kılmaya çalışıyordu.
MÜCADELENİN VE ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Ancak Halim Karadeniz’in hayatı fabrika kapılarında bitmiyordu. O, davasına yüreğini vermiş bir adamdı; MHP İstanbul Kartal İlçe teşkilatının eski idare kurulu üyeliği, onun bu sarsılmaz duruşunun kanıtıydı. O yılların fırtınalı atmosferinde, ülkü uğruna yürüyenlerin yolu sadece meydanlardan geçmiyordu; zindanlardan da geçiyordu. Halim Karadeniz, daha önce Paşakapı cezaevinde yatmış, çile çekmiş, ancak inancından milim ödün vermemişti. O, bedel ödemekten çekinmeyen, davası için karanlık hücreleri bile aydınlatan bir meşale gibiydi.
ZULMÜN GÖLGESİ: 21 AĞUSTOS 1979
Tarihler 21 Ağustos 1979’u gösterdiğinde, İstanbul’un üzerinde karanlık bir gölge dolaşıyordu. Halim Karadeniz, davasının onu getirdiği tehlikeyi biliyordu. O, bir işçiydi, bir eşti, bir babaydı; ancak aynı zamanda hedef tahtasına konmuş bir kahramandı.
O gün, sabahın henüz dinç saatlerinde, saat 10.30 sıralarında, Halim Karadeniz’in yuvası, inancını sindirmeye yemin etmiş hainlerin kuşatmasına uğradı. O, komünist militanların kurduğu pusuya doğru, en kutsal mekânı olan evinin eşiğinde yürüdü.
SON NEFES VE DESTANSI VEDA
Militanlar, çetin mücadelenin ve dürüstlüğün temsilcisi olan bu emekçinin üzerine, alçakça ve kalleşçe otomatik silahların nefretini yağdırdılar. Halim Karadeniz, adeta bir devrin fedakârlık destanını yazarcasına, evinin önünde, mücadelesinin en zirve noktasında şehit edildi. Onun son adımı, sadece bir işçinin değil, vatanının geleceğine canını feda eden bir ülkü devinin son adımıydı.
Halim Karadeniz; bedelini kanıyla ödeyerek, zulme karşı dimdik duruşun, adanmışlığın ve vatan sevgisinin 1979 yılının ağustos ayına yazılmış onurlu bir mührü oldu.
“O, bedelini canıyla ödemiş, adını 1979 yılının destanına mühürlemiştir. Halim Karadeniz, sadece bir isim değil, uğruna ölünen bir yemindir.”