"Bazı hayatlar kısadır, lakin taşıdıkları manalar çağları aşar. Onlar, ruhlarını bayrağa düğümleyenlerdir."
KİMLİĞİ VE BİRLİĞİN KALESİ
Aydın topraklarının yiğit bir evladıydı Şaban Bozkurt. Henüz hayatının baharında, lise sıralarında, gençliğin getirdiği coşku ve idealizmin tüm ateşiyle tutuşmuştu. O sadece bir öğrenci değildi; o, davasının yürüyen kalbiydi, bir Türk Milliyetçisi ve bir Ülkücü olarak, kendisini önce millete adayanların safında dimdik duruyordu. Okuduğu lisede, tüm ülküdaşlarının gürleyen sesi ve sağduyulu lideriydi; Ülkücü Teşkilat Başkanı sıfatıyla, her bir yoldaşına kol kanat geren bir ağabey, bir veli gibi davranırdı. Omuzlarına aldığı sorumluluk, sadece kitapları taşımak değil, aynı zamanda ülkücü ruhu ayakta tutmak, her bir ferdin güvenliğini ve inancını korumaktı. Genç yaşına rağmen, o birliğin sarsılmaz kalesiydi.
ÇİNE YOLUNDA YÜKLENİLEN VAZİFE
Takvimler 1977 yılının 17 Nisan gününü gösterdiğinde, Şaban Bozkurt ve ülküdaşları, vazifenin gerektirdiği yere doğru yola çıkmışlardı. Hedef, Aydın’ın bir parçası olan Çine İlçesiydi; davanın geleceğinin şekilleneceği, ülkücü teşkilatın kongresine katılmak için gitmişlerdi. O gün, siyasi gerilimin gölgesinde, her an tetikte olunması gereken zorlu bir dönemdi. Şaban, yoldaşlarının önünde, davasının bayrağını en yükseğe taşımanın bilinciyle, kararlı adımlarla ilerliyordu. Onun için kongre sadece bir toplantı değil, adanmışlığın ve azmin tazelendiği bir yemin merasimiydi.
MUKADDESATA DOĞRU SON ADIM
Kongre salonunda ruhları ve zihinleri besledikten sonra, Şaban Bozkurt’un kalbi, bir başka manevi ihtiyaca yöneldi. Cihadın zorlu yollarında dahi, teslimiyet ve huzur arayışı asla ertelenemezdi. Namazını kılmak için kongre salonundan ayrıldı. Gözü, hemen yakında bulunan camiye kilitlenmişti.
Bu, bir ülkücünün, imanın sükûnetine doğru attığı en masum, en savunmasız, lakin en cesur adımdı. O, dünya telaşını geride bırakıp, Yaradan’ın huzuruna çıkmaya hazırlanırken, namazın manevi eşiğine, yani Cami avlusuna tam girmişti ki, karanlık bir gölge onu yakaladı.
EBEDİYET YOLCULUĞU VE HATIRA
İşte o an, kahramanlığın ve ihanetin karşı karşıya geldiği o karanlık an yaşandı. Barışın ve teslimiyetin mekânında, vicdanı körelmiş, silaha sarılmış devrimci solcu-komünist militanlar, genç Ülkücünün üzerine kurşun yağdırdılar. Gözü kapalı bir nefretin hedefi olmuştu. O, mukaddesatına ulaşmaya çabalarken, alçakça bir silahlı saldırıyla durduruldu.
Kısa ama destansı ömrü, 17 Nisan 1977 günü Çine’nin cami avlusunda son buldu. Ağır yaralandı ve o kutsal eşikte, inancının ardında koşarken yere düştü. Şaban Bozkurt, davası uğruna, inancının gereğini yerine getirmek isterken, şehadet mertebesine ulaştı. O, yalnızca bir öğrenciyken, ülkücü ruhun ve adanmışlığın sembolü olarak tarihe yazıldı. Henüz lise sıralarındayken, gençliğinden, hayallerinden ve hayatından vazgeçerek, milletinin kalbine ebedi bir iz bıraktı.
"Şaban Bozkurt, sadece bir mermiyle susturulan bir isim değil; inancının çemberinde, canını feda eden, gençliğin ve ülkücü duruşun zamansız manifestosudur."