"Bazı hayatlar kısa sürer, ama ardında bıraktığı iz, koca bir destana bedeldir."
ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜREĞİ
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde doğan bir yiğit vardı; adı Ali Aktan. Henüz 24 yaşındaydı ve hayatının baharında, yurdun en zorlu köşelerinden birini kendine mektep eylemişti. Mesleği öğretmendi; ancak o sadece harf öğretmiyor, aynı zamanda gönüllere vatan sevgisi aşılıyordu. Bitlis’in o çetin coğrafyasında, bilginin meşalesini taşıyan bir fedakâr olarak görev yapıyordu. O, sadece bir meslek erbabı değil, aynı zamanda ideallerinin kararlı bir neferiydi; bu adanmışlığını Ülkücü Öğretmenler Derneği (ÜLKÜ-BİR) üyeliğiyle mühürlemişti. Ali Aktan, gençliğin tüm enerjisini, millete hizmet davasına adamıştı.
TURGUTLU’DAKİ KISA MOLA VE KARDEŞLİK ÇEMBERİ
Takvimler 14 Ağustos 1979’u gösteriyordu. Ali Aktan, kısa bir mola için doğduğu topraklara, Turgutlu’ya geri dönmüştü. Akşamın sükûneti çökerken, saatler 22.45’i işaret ediyordu. Turgutlu’nun Yeni Mahalle semtindeki mütevazı bir kahvehanede, omuz omuza durduğu üç ülküdaşıyla, Arif Şanlı, Zeki Yamankara ve Emin İzbudak ile bir aradaydı. Konuşmaları, geleceğe dair umutları, memleketin dertleri üzerineydi. Dört genç yürek, aynı inancın etrafında toplanmış, masum bir kardeşlik çemberi kurmuşlardı.
O KARANLIK GECENİN VAHŞİ HÜCUMU
Ancak o gece, o kahvehaneye sükûnet değil, karanlık bir felaket çöktü. Dört maskeli militan, insanlık onurundan soyutlanmış bir nefretle kapıyı zorladı. Ellerindeki otomatik silahlar, adeta konuşulan her bir kelimeye, kurulan her bir hayale düşmanca bir cevap veriyordu. THKP-C mensubu bu hainler, bir kahvehaneyi değil, ülkenin geleceğini hedef almışlardı.
Mermiler havada ölüm dansı ederken, o kardeşlik çemberi kana bulandı. Arif Şanlı, Zeki Yamankara ve Emin İzbudak, henüz o anın dehşeti sonlanmadan, inançlarının bedelini canlarıyla ödeyerek, aynı anda şehadet mertebesine yükseldiler. Dört ülküdaşın bir araya geldiği o sıcak mekân, bir anda soğuk bir cepheye dönüştü.
DİRENİŞ VE SON BİR HAFTALIK SINAV
Ali Aktan da o ateş fırtınasının ortasında kalmıştı. Kurşunlar genç bedenini parçaladı, ancak ruhunu ele geçiremedi. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Üç ülküdaşının aniden düşüşüne tanıklık eden Ali Aktan için, mücadele sona ermemişti. Hastane yatağı, onun son mevzisi oldu. Bir hafta boyunca, vücuduna saplanan ölüme karşı kahramanca direndi. Her nefesi, arkadaşlarına verdiği sözün, milletine duyduğu sevginin sessiz bir çığlığıydı.
O yedi günlük bekleyiş, adeta zamana karşı verilen destansı bir savaştı. Vücudu her ne kadar zayıf düşse de, öğretmen Ali Aktan, inancıyla dimdik durdu. Ancak takdir edilen süre dolmuştu. Bir hafta süren bu onurlu direnişin ardından, 21 Ağustos 1979 tarihinde, Manisa-Turgutlu’da son nefesini vererek, üç ülküdaşının yanına, ebediyet yurduna katıldı.
O, 24 yaşında vatan ve inanç uğruna şehit düşen bir öğretmendi. Ali Aktan, davasına adadığı hayatıyla, sadece bir biyografi satırı değil, nesiller boyu anlatılacak bir cesaret ve fedakârlık destanı yazmıştır.
"Onun şehadeti, yalnızca bir son değil; genç bir öğretmenin, idealler uğruna ne kadar ileri gidebileceğinin, zamana kazınmış dersidir."