"Bazı adamlar vardır ki; onların hayatı, uğruna ölümü göze aldıkları bir yeminle başlar. Mehmet Koyuncuoğlu da o yeminle yaşadı."
KİMLİK VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Adı, Mehmet Koyuncuoğlu. O, sadece bir isim değil, dönemin zorlu ve kanlı rüzgârlarında vazifeyi kendine onur edinmiş bir kahramanlık nişanesiydi. Türk Emniyet Teşkilatı’nın demir iradesini temsil eden bir Polis memuruydu. Ailesi vardı; bir yuvanın direği, bir çocuğun babasıydı. Onun omuzlarına yüklenen görev, sadece kanunları korumak değil, aynı zamanda o çocuğun geleceğini de sağlama almaktı. O, yurdun selameti için atan her yürek gibi, inancını ve davasını mesleğiyle birleştiren POL-BİR İzmir Şubesinin de bir neferiydi. Biliyordu ki, evli ve bir çocuk babası olmak, onu tehlikeden geri durduramazdı; aksine, duruşunu daha da sağlamlaştırmalıydı.
1979’UN ATEŞTEN GÖLGESİ
Tarih, 19 Ağustos 1979’u gösterdiğinde, İzmir’in Bergama ilçesi, sarsıcı bir vedaya sahne olacağını henüz bilmiyordu. 1970’lerin o uğursuz yıllarında, vatan toprakları ideolojik çatışmaların gölgesinde kan kaybederken, her polis memuru, potansiyel bir siperdi. Mehmet Koyuncuoğlu’nun görevi de bu ateş çemberinin tam ortasındaydı. O gün, sıradan bir gün değildi; o gün, bir adamın sadece görevini değil, inancını da canıyla ödeyeceği gündü.
GÜLİSTAN PARKI’NDA SON ADIM
Olay Günü… Gülistan Parkı’nın önü, hain bir pusuya tanıklık ediyordu. Devrimci solcu-komünist militanlar, ülkücü gençlere karşı kinlerini kusuyor, onları acımasızca hedef alıyordu. Bu manzara karşısında, Mehmet Koyuncuoğlu’nun kalbinde iki kuvvet çarpıştı: Babalık şefkati ve Vatan görevi. Terörün gölgesinde kalan masum gençleri gördüğünde, tereddüt etmedi. O an, üniformasının hakkını vermek, gençliği o kızıl ihanetin mermilerinden korumak için ileri atıldı. O, bir kolluk kuvveti olmanın ötesinde, gençlerin üzerine çekilen namlulara karşı göğsünü siper eden bir kale oldu.
İKİ KURŞUN, EBEDİ NİŞAN
Kızıl itlerin hedefi artık gençler değil, onların önüne set çeken kahramandı. Mehmet Koyuncuoğlu, geri adım atmadan, yiğitçe müdahale ederken, can pazarının ortasında kaldı. Namert ellerden çıkan kurşunlar, önce fedakârlığın kalbi olan göğsünü deldi, ardından da bilincin ve iradenin karargâhı olan şakağını hedef aldı.
O, son nefesine kadar direndi. Ancak vatanın bu eşsiz neferi, mücadele meydanından hastaneye doğru taşınırken, yolda şahadet mertebesine yükseldi. Mehmet Koyuncuoğlu, ne bir geri çekiliş ne de bir pişmanlık anı yaşadı. Onun son kararı, gençleri korumak, Bergama sokaklarında adaletin son kalesini savunmak oldu. O, görevini tamamlamış, inancını kanıyla tescillemişti.
"O, bir polisiydi, bir babaydı; ama en çok da, korkuya boyun eğmeyen ve canını gençliğe siper eden bir destandı. Mehmet Koyuncuoğlu’nun şehadeti, Türk milletinin hafızasına kazınmış, ebedi bir onur borcudur."