"Bazı hayatlar kısa sürer, ama ardında bıraktıkları iz, asırlar süren bir destana dönüşür."
BİR YİĞİDİN ÇELİK YÜREĞİ: CİHAN KURT
KİMLİĞİ VE VAKFEDİLEN GENÇLİK
Malatya toprağının sadakatle yoğurduğu bir ruhtu o. Adı Cihan Kurt. Hayat takvimi henüz olgunluğa ermemiş, ömrü on beş baharda kalmış bir fidan. Bedenen çocuk sayılsa da, ruhunda taşıdığı iman, dağları devirecek güçteydi. O, İskenderun’da, Dumlupınar mahallesinde ikamet eden bir zanaatkâr, bir marangozdu. Ağabeyisine ait atölyede ahşaba şekil verirken, geleceğin büyük davasına da Ülkücü Gençlik Derneği İskenderun şubesinde omuz veriyordu. Cihan, tahta kokan elleriyle sadece evler inşa etmiyor; inançla, adaletle yoğrulmuş bir Türkiye hayalinin temellerine harç taşıyordu.
SÖZÜN NAMUS VE ONUR OLDUĞU AN
Takvimler 18 Ağustos 1978 Cuma akşamını gösteriyordu. Cihan Kurt ve ağabeyi, gün boyu çalıştıkları atölyeden ayrılarak, ikamet ettikleri Dumlupınar mahallesine doğru yollanmışlardı. Bu, sıradan bir eve dönüş yolu değil, bir kahramanlık sınavının başlangıcıydı. Karanlık bir köşede, milleti bölmeye yemin etmiş, kinle bilenmiş yedi kişilik devrimci solcu-komünist bir grup tarafından yolları kesildi.
İSKENDERUN'DA ÇEKİLEN KILIÇ
Yediye karşı ikiydiler. Sözler önce hakarete, ardından küfre dönüştü. Cihan Kurt ve ülküdaşı, onurlarını kirletmeye çalışan bu haysiyetsizliğe sessiz kalmadı, yiğitçe karşılık verdiler. İşte o anda, zalimliğin perdesi yırtıldı: Karşılık verilmesiyle birlikte, grup taşları, sopaları ve en kötüsü, can almaya hazır çelik bıçakları havaya kaldırdı. Bu, basit bir kavga değil, ideallere ve imana yönelik hain bir saldırıydı.
SON DİRENİŞ VE BEŞ BIÇAK DARBESİ
On beş yaşındaki Cihan, ağabeyiyle birlikte vatanın namusunu savunur gibi direndi. Bu karanlık güruhun karşısında ne tereddüt etti ne de geri adım attı. Omuz omuza verilen mücadele, kısa sürede şiddetin doruk noktasına ulaştı. Hainlerin elindeki bıçaklar, ardı ardına Cihan’ın küçük bedenine saplandı.
O, inançtan aldığı kuvvetle ayakta kalmaya çalışırken, beş ayrı yerinden aldığı bıçak darbeleriyle kanlar içinde toprağa yığıldı. Yürekleri dağlayan o beş darbe, sadece fiziksel yaralar değil, bir milletin kaderine saplanmış ihanet nişaneleriydi.
BİR FIDANIN EMANETİ
Ağabeyi ve çevredeki vatandaşlar tarafından apar topar hastaneye kaldırıldı. Doktorlar, bu gencecik bedenin yaşaması için amansız bir savaş başlattılar. Ancak alınan yaralar ağırdı. Cihan, kalbinde taşıdığı ülkü uğruna verdiği son nefesleri sayarken, tüm çabalar kifayetsiz kaldı. 19 Ağustos 1978 günü, sadece on beş yaşında iken, İskenderun'da şehadet şerbetini içti.
O, marangoz atölyesinin değil, ülkücü gençliğin ve milletin onurunun sembolü oldu. Cihan Kurt, bilinciyle attığı adımla, canıyla ödediği bedelle, vatanın birliği için feda edilen genç bir ruhun ebedi bir anıtı olarak tarihe kazındı.
"Şehit Cihan Kurt, on beş yıllık kısa ömrüne bir sığmaz destan sığdırdı. O, sadece bir marangoz çırağı değil, kanıyla toprağı sulayan cesaretin adıdır; yedi zorbanın karşısında eğilmeyen imanın sarsılmaz kalesidir."