"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, adanır. Mehmet Gencer, 32 yıllık ömrünü bir meşale gibi yaktı; çünkü biliyordu ki, cenk eden ruhlar asla sönmez."
ÇEMRE’DEN YÜKSELEN YİĞİT: KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YÜKÜ
Kaş’ın Cemre Köyü toprağında filizlenen bir cesaret hikayesiydi onunki. Mehmet Gencer. O, eli iğne tutan, sırtında ailesinin yükünü taşıyan, sıradanlığın içinden fışkıran bir kahramandı. Mesleği terzilikti; kumaşları titizlikle biçtiği gibi, inançlarını da aynı titizlikle korudu.
Takvimler 1978 yılını gösterirken, 32 bahar görmüş bu adam, sadece ailesinin geçimini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda memleketinin geleceği için çetin bir mücadele veriyordu. Evliydi. Eşinin gözlerindeki sevgiyi, omuzlarında taşıdığı üç çocuğunun geleceğini biliyordu. Ancak bu ağır yük, onu geri çekmek yerine, attığı her adımı daha da kararlı kılıyordu. O, ailesi için yaşarken, vatan için ölmeyi göze almıştı.
ANTALYA VE KEPEZ’DE YANAN ADANMIŞLIK ATEŞİ
Mehmet Gencer, Antalya’nın çetin Kepez bölgesi başta olmak üzere, ülkücü hareketin varlığını bir sancağın dik duruşu gibi temsil ediyordu. Bu, kuru bir siyasi faaliyet değil, zulme ve haksızlığa karşı verilen amansız bir varoluş savaşıydı. O, cepheden kaçmayan, inandığı değerler uğruna göğsünü siper eden bir neferdi.
Bu kararlılık, onu kaçınılmaz bir hedefe dönüştürdü. O günlerde, Akıncılar (MSP yanlısı) grubu, ideolojik düşmanları olan ülkücülere karşı saldırılarını hızlandırmışlardı. Mehmet Gencer, bu mücadelenin en ön saflarında olduğu için, tehlike gölge gibi peşini bırakmadı.
Şehadetinden sadece 25 gün evvel, yine o karanlık ellerin saldırısına uğramış, hayatta kalmıştı. Fakat bu deneyim onu yıldırmadı, aksine davasına olan bağlılığını bir yemin gibi perçinledi. O, tehlikenin çağrısına kulak tıkayanlardan değil, tehlikeye kararlılıkla yürüyenlerdendi.
O KARANLIK CUMA VE İHANET GÖLGESİ
Tarih 18 Ağustos 1978 Cuma’yı gösterdiğinde, Kaş İlçesi’nin Gömbe mahallesinde panayır coşkusu yaşanıyordu. Hayatın ve ticaretin en canlı olduğu bu halka açık mekân, ne yazık ki bir hain pusuya sahne olacaktı.
Mehmet Gencer, meslektaş dayanışmasıyla, o kalabalığın ortasında bir esnaf arkadaşını ziyarete gitmişti. Panayırın gürültüsü ve neşesi arasında, komünist militanlar, bir kahramanın son anını karanlık bir gölgeyle çevreledi.
Alçakça kurulan bu pusu, sırtından vurulan bir hançer gibiydi. Huzur dolu bir ziyaret anında, karanlık ideolojinin kör kurşunları, 32 yıllık yiğit bir ömrü acımasızca kesti. O, bir meydan savaşında değil, halkın arasında, inandığı değerler uğruna sessizce ama destansı bir şekilde düştü.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Terzi Mehmet Gencer, o gün kumaş yerine kanıyla şehadet şerhini yazdı. Kurşunlar bedenini delip geçerken, ruhu adanmışlığın en yüce mertebesine yükseldi. Onun mücadelesi bitmemiş, sadece sonsuzluğa doğru yeni bir boyuta taşınmıştı.
Onun cenazesi, doğduğu toprakların şahitliğinde, Cemre Köyü’nde, Osmanlar Gediği Mezarlığı’nda, bir kahramanlık nişanesi olarak toprağa verildi. Mehmet Gencer’in şehadeti, Antalya’da başlatılan mücadelenin asla durmayacağının en güçlü ispatı oldu.
"Şehit düşmek, bir son değil; ardında bıraktığın her yüreğe bir destan, her inançlı sese ise sarsılmaz bir yemin bırakmaktır."