"Ölüm, göğsüne vuran ilk kurşunla değil; yürüdüğün yoldan dönmeyi reddettiğin an başlar. Ve o an, seni ölümsüz kılar."
MİLLETİN YÜREĞİNDE DOĞAN IŞIK
1963 yılında, Anadolu’nun kadim toprağı Eskişehir’de, Fevzi Köseaydın adında bir yiğit dünyaya gözlerini açtı. Ailesiyle birlikte Kayseri’nin Plevne mahallesine yerleştiğinde, henüz gencecik bir fidandı. Ahmet Paşa İlkokulu sıralarından Sümer Ortaokulu’na uzanan parlak öğrencilik hayatı, onun zekâsını ve çalışkanlığını tescilliyordu. Ancak kader, bu temiz yürekli öğrenciye okul sıralarında değil, memleketin çetin fırtınaları arasında bir imtihan hazırlıyordu. Ülkücü hareketle tanıştığında, hayatı bir adanmışlık yemini haline geldi. Ne var ki, ideolojik kin, bu gencecik kalbin ışığını söndürmek istedi. Okuldaki solcu öğretmenler, Fevzi’nin parlaklığına rağmen, onu tehditlerle ve baskılarla kuşattılar: “Sana buradan diploma vermeyiz!” Bu, sadece bir yıldırma çabası değil, bir neslin kararlılığını kırma girişimiydi.
RUHUN ARAYIŞI VE MANEVİ MİRAS
Bu haksız baskılar karşısında, Fevzi, geri adım atmadı; aksine daha da güçlenmek için bir yolculuğa çıktı. Çok sevdiği öğretmenleri Atilla Bey ve arkadaşlarının teşvikiyle, ruhunu dinlendirmek ve manevi gücünü pekiştirmek üzere Elazığ’da bulunan ablasının yanına gitti. Bu yolculuk, bir kaçış değil, bir dervişin hakikat arayışıydı. Harput’ta, Anadolu’nun büyük evliyalarından “Arap Baba”nın kabrini ziyaret etti. Orada, manevi kuvvetin himmetine sığındı, feyz aldı. Fevzi Köseaydın, o manevi kuvvetin etki alanına girmiş, gönlünde sadece Kayseri’yi değil, tüm ailesini bu manevi sığınağa taşımak gibi yüce bir arzuyla dolmuştu. O, ruhunu çelikleştiriyor, destanının yazılacağı güne hazırlanıyordu.
TEHLİKEYE ADANAN SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 17 Ağustos 1979’u gösteriyordu. Fevzi, Elazığ’dan, maneviyatının zirvesinde ve kararlılığından emin bir şekilde Kayseri’ye döndü. İlk işi, derneğe uğramak oldu. Gözü, dönemin Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanı Hasan Sami BOLAK’ın kaleme aldığı, memleketin içinde bulunduğu kaosu haykıran “Vahşetin Mes’ulleri!” başlıklı bildirilerle kesişti. Bildirilerin dağıtılmadığını görünce, o anki duruşu, genç yaşında taşıdığı sorumluluğun ağırlığını gözler önüne serdi. Arkadaşlarına sordu: “Bunları niçin dağıtmadınız?”
Cevap, o dönemin tüm korkusunu ve tehdidini özetliyordu: “Bugün solcuların yürüyüşü var.”
İşte o an, Fevzi Köseaydın, sadece 16 yaşındaki bir öğrenci değil, korkunun karşısına dikilen bir kahraman oldu. Tarihe kazınacak, tüm fedakâr ruhlara ders olacak cevabı verdi:
“Teker patlayacak diye arabaya binmeyelim mi?”
Bu cümle, teslimiyetin asla bir seçenek olmadığını haykıran, korkunun zincirlerini kıran bir manifesto idi.
ZAMANIN DURDUĞU AN VE ŞEHADET
Sözünü eyleme dönüştüren Fevzi, bildirileri göğsüne bastırdı ve Sümer Fabrikası önüne doğru yürüyüşe geçti. Bu, onun, karanlığın üzerine attığı son kararlı adımdı. Bilinmezlik, adeta bir ateş çemberi gibi etrafını sarmıştı, ama o geri dönmedi.
Ne yazık ki, pusu hazırdı. Çevredeki inşaat binalarının gölgelerinden, ruhları kararmış kızıl uşaklar, alçakça bir suikast silahıyla ateşi açtı.
Bir kahramanın akıbeti, bazen bir saniyelik kurşunla belirlenir. Fevzi Köseaydın, o ilk kurşunun isabet ettiği yerde, tek bir ah çekmeye fırsat bulamadan, vatanın bekası uğruna şehadet şerbetini içti. Bir öğrenci, henüz baharındaki ömrünü, inandığı değerler uğruna feda etmiş, destanını kanıyla mühürlemişti.
SONSUZLUĞA SIĞINAN MİRAS
Fevzi’nin düşüşü dahi, düşmanlarının ve idarecilerin yüreğine korku saldı. Olay yerinde yeni olayların çıkmasına sebebiyet verir endişesiyle, cenazesi polisler tarafından kaçırılmak istendi. Ancak ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, bir şehidin ruhunu ve bıraktığı mirası kimse kaçıramazdı. Sonunda, 16 yaşındaki bu kahraman, ebedi istirahatgâhına, Kayseri Asri Mezarlığa defnedildi.
Kısa ömründe baskıya boyun eğmeyen Fevzi Köseaydın, “Teker patlayacak diye arabaya binmeyelim mi?” sözüyle, gençliğini ve canını feda ederek, davanın asla yarıda bırakılmayacağını ispatladı.
"Fevzi Köseaydın, 17 Ağustos 1979’da Kayseri’de düşmedi; inancın tekeri patlamasın diye kendisi o ilahi arabaya son durağına kadar kahramanca bindi."