"Bazı ruhlar, vatanın bekası için ateşe yürümeyi sadece bir görev değil, soylu bir miras olarak kabul eder."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN KALESİ
1980 yılının karanlık günlerinde, Ankara semalarında inanç ve cesaretle parlayan bir kutup yıldızıydı HASAN KERİM GÖZLEME. Çankırı’nın yiğit toprağında doğmuş, ancak gençliğini ülkü uğruna Ankara’nın kalabalık sokaklarında feda etmişti. Sadece 24 yaşındaydı; hayatının baharında, geleceği henüz yazılırken.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın resmi koridorlarında bir memur olarak görev yapıyordu; fakat onun asıl vazifesi evrak yığınları arasında değil, milletin davasındaydı. O, sıradan bir vatandaş olmaktan öte, Ülkü Yolu Derneği (ÜYD) Hacı Bayram şubesinin yönetiminde görevli, davasının kalesi olmuş bir neferdi. Ankara’nın İsmetpaşa semtinde ikamet eden bu genç kahraman, hayatının her anını adanmışlığın onuruyla yaşıyordu.
MİRAS KALAN YEMİN VE OMUZLANAN DAVA
Hasan Kerim Gözleme’nin yolu, kendi iradesinden çok daha derin bir alın yazısıyla çizilmişti. Kader, onu ağabeyinin düştüğü yerden sancağı devralmaya çağırmıştı.
Tarih 11 Temmuz 1977’yi gösterdiğinde, ağabeyi Mehmet Ali Gözleme de aynı kutsal dava uğruna şehadet şerbetini içmişti. Hasan Kerim, bu ağır mirası omuzlarında taşıyarak, ağabeyinin düşüşünden tam 3 yıl, bir ay, bir hafta sonra, aynı çetin yola adım atmaya hazırdı. Onun duruşu, Gözleme ailesinin vatan sevgisinin nesilden nesile aktarılan yenilmez bir yemin olduğunu tüm dünyaya haykırıyordu.
ANKARA SEMALARINDA YANKILANAN SON DUA
Takvimler 17 Ağustos 1980’i gösterdiğinde, Ankara’nın Ulus semtindeki kutsal mekânlar, Hasan Kerim’in son durağı oldu. Hacıbayram Camii’nden çıktıktan sonra, manevi huzurun simgesi olan Gülbaba Türbesi’nde durdu. O an, ellerini semaya açmış, yüreğini duaya vermişti.
Ancak karanlık pusudaydı. İnancın ve huzurun en masum anında, komünist militanlar tarafından alçakça ve haince bir yaylım ateşi açıldı. Hasan Kerim, duaların okunduğu o kutlu yerde, sırtından vurularak ağır yara aldı. Düşmanın korkaklığı, kahramanlığı en savunmasız anında hedef almıştı.
KELİME-İ ŞEHADETLE ÖRÜLEN BİR BUÇUK SAAT
Olay sonrası yaşananlar, fedakârlığın büyüklüğünü ve zulmün dehşetini gözler önüne serdi. Militanların yarattığı dehşet yüzünden, kimse vurulduğu yere yaklaşmaya cesaret edemedi. Kahraman, tam bir buçuk saat boyunca kan gölüne dönen o yerde, soğuk Ankara taşının üzerinde yapayalnız kaldı. Bu bir buçuk saat, bir can çekişmeden öte, inancın ateşte sınandığı destansı bir direnişti.
Yaralı bedeni kan kaybederken, ruhu kelimelerin en kutsalını haykırıyordu: Sürekli olarak Kelime-i Şehadet getirdi. Son anlarında dahi davasına olan bağlılığı, cebinden çıkan 99’luk tespih ile mühürlenmişti. O tespih, yalnızca bir ibadet aracı değil, davasına adadığı 24 yıllık ömrün sessiz şahidiydi.
SONU GELMEYEN YOLCULUK
Hasan Kerim’in direnişi sürerken, Ülkü Ocakları’ndan gelen yoldaşları, tüm tehlikeye rağmen cesaretlerini topladılar. Can pahasına yanına ulaştılar ve onu bir taksiye bindirerek hastaneye yetiştirmeye çalıştılar.
Ancak vakit çok geçti. Bir buçuk saatlik o kan kaybı, hayat ışığını söndürmüştü. Bir kardeşin düştüğü kutsal yolda yürüyen bu yiğit, hastaneye ulaşamadan, o kanlı taksi yolculuğunda şehadet makamına erişti.
Hasan Kerim Gözleme, adını sadece tarihe değil, adanmışlık yemini eden her yüreğe kazıdı. O, 24 yaşında bir memur olmaktan çıkıp, milletin vicdanında daima yaşayacak bir destan kahramanına dönüştü.
"İsimler tarihe değil, ruhlara kazınır. Hasan Kerim Gözleme, adanmışlığın son nefesiyle, vatanın ebedi yeminine mühür vurmuştur."