"Bazı hayatlar sadece nefes almak için yaşanmaz; onlar bir idealin son kalesi, sarsılmaz bir yeminin mührüdür."
VURULMAZ YÜREĞİN SAHİBİ
Adı, bir duruşun timsaliydi: Veysel Yılmaz. Doğum yeri, biyografilerin soğuk kayıtlarında yer almasa da, o, adanmışlığıyla vatan toprağının her karışına ait olduğunu ispat etti. 1978 yılının ağır ve çetin günlerinde, Samsun’un sarsılmaz ruhuydu o. Basit bir vatandaş, mütevazı bir nefer; ama kalbi, binlerce yıllık kutlu bir davanın ihtişamıyla çarpıyordu.
BİR İŞÇİNİN DESTANSI VAZİFESİ
Veysel Yılmaz, ellerinin nasırını gururla taşıyan bir emekçiydi. Mesleği işçiydi; YSE’de çalışıyordu. O sadece yolları, köprüleri inşa etmiyordu; o, alın teriyle milli vicdanın sağlam zeminini örüyor, her çekiç darbesiyle ülkülerinin sarsılmazlığını pekiştiriyordu. Onun için mesai, sadece fabrika saatleriyle sınırlı değildi; o, hayatının her anında, inandığı değerler uğruna nöbet tutan bir erdem kahramanıydı. Bu sadakat, onu karanlığın hedefi haline getirecekti.
16 AĞUSTOS: KARANLIĞA ATILAN SON ADIM
Tarih 16 Ağustos 1978’i gösteriyordu. Samsun üzerinde hainliğin gölgesi, sinsice ve alçakça gezinmekteydi. Olay Günü'nün detayları, ne tür bir pusuya düştüğü, nasıl bir mücadele verdiği, tarihin derinliklerinde saklı kaldı. Bildiğimiz tek şey, gecenin en geç, en karanlık saatleriydi. Veysel Yılmaz, tehlikenin üzerine kararlılıkla yürüdüğü o anda, hainler pusu kurmuş, kalleşçe tetiğe dokunmuştu.
Onlar, bir vücudu susturmayı amaçladılar; ancak o an, Veysel Yılmaz’ın attığı son adım, onun fedakârlığının yüceliğini gösteren, ateşe yürüyüş anı oldu. O, bedenini siper etti, ruhunu ise ebediyete adadı.
EBEDİYETE YÜRÜYÜŞ
Kurşunlar bedenini bulduğunda, kahraman ağır yaralanmıştı. Acı ve kan içinde, son bir çabayla hastaneye kaldırıldı. Ama bazen bir davanın bedeli, ne kadar büyük olursa olsun ödenmek zorundaydı. Doktorların tüm çabalarına rağmen, Veysel Yılmaz’ın çelikten kalbi, 16 Ağustos 1978’de, bir milletin özgürlük mücadelesi için son kez attı. Kurtarılamayarak şehadet mertebesine yükseldi. O, YSE’nin tarlalarında ter döken bir işçiydi; şehit olduğunda ise, Türk milletinin kahramanlık destanının unutulmaz bir bölümünü yazmıştı.
O artık sadece bir tarih değil, fedakârlığın nasıl bir isimsiz kahramanlık destanına dönüştüğünün ebedi kanıtıdır.