"Hayati yalnızca kendisi için yaşamayanlar, çağlar ötesine uzanan bir fedakârlık destanı yazmışlardır."
KİMLİĞİ VE VAKUR DURUŞU
Bolu’nun kadim topraklarından, Gerede’den doğup Ankara’ya yürüyen bir adamın, İbrahim Aktaş’ın adı, 15 Ağustos 1978 tarihinde yazılan kutlu bir direnişin simgesi oldu. O, sadece bir meslek sahibi değil; ülkü uğruna hayatını adayan, 41 yıllık ömrüne sığdırdığı vakur duruşuyla ailesine yuva, davasına siper olmuş bir abideydi. Üç çocuğunun gözlerindeki geleceği taşırken, evinin sıcaklığı onun ruhundaki imanı perçinliyordu. Bir baba, bir eş ve davasına sadık bir Ülküdaş. İşte İbrahim Aktaş’ın yüce kimliği buydu.
ANKARA’DA BİR ALIN TERİ DESTANI
Ankara’nın Siteler bölgesinde, alın terini akıtarak çalışan bir işçiydi o. Mesleği, ellerinin nasırında taşıdığı emeğin ve helal kazancın onuruydu. Çevresinde ‘sevilen biriydi’ denilmesi, onun sadece işini yapan biri olmadığını; karakteriyle, dürüstlüğüyle ve sağlam duruşuyla gönüllerde taht kurduğunu ispatlar. O, ülkesinin çarkları dönsün diye didinen, nefsini değil milletini düşünen, sıradanlığın arkasındaki büyük kahramanlık timsaliydi. Her akşam, Siteler’den evine doğru attığı her adım, görevini layıkıyla yerine getirmiş bir erin huzuruyla atılırdı.
RAMAZAN’DA KURULAN KORKAK PUSU
Takvimler 15 Ağustos 1978’i gösterdiğinde, mübarek Ramazan ayının ikinci günüydü. Bereketin ve sükûnetin göğe yükseldiği o gün, İbrahim Aktaş, o gün de işinden yorgun ama onurlu bir şekilde evine dönüyordu. Ancak karanlık bir kin, o akşamın huzurunu çalmaya karar vermişti. Devrimci solcu-komünist militanlar, bir işçinin, bir babanın en savunmasız anını seçerek, yolunu kesmek için alçakça bir pusu kurdular. Silahlarını, karşısında ideallerinden başka bir gücü olmayan bu fedakâr adama doğrulttular.
O an, sokak lambalarının altında, İbrahim Aktaş’ın son adımıydı. Kurşunlar, sadece bedenine değil, dürüstlüğe ve vatan sevgisine sıkılmıştı. Ağır yaralanan Ülküdaşımız, evine varmadan, ailesine kavuşamadan, kanının son damlasına kadar inandığı değerler uğruna mücadele etti.
HASTANEDE VERİLEN SON SAVAŞ
Yaralı kalbi, Ankara Hastanesi’ne kaldırıldığında bile atmaya devam ediyordu. Vücudu ağır darbeler almış olsa da, 41 yıllık ömrünün taşıdığı direnç, onu hayatta tutmak için son bir savaşa girdi. Günlerce tedavi gördü; belki de bilinci kapalıyken bile, üç çocuğunun geleceğini ve davasının kutsallığını sayıklıyordu. Ancak hain kurşunların açtığı yara çok derindi.
Tüm çabalara, tüm direnişe rağmen, İbrahim Aktaş o kutlu gecenin sonunda, bedeni dünyevi yüklerinden azade kalarak, kurtulamayarak Şehitlik mertebesine erişti. Bir işçi olarak başladığı yolculuk, vatanın bekası için ödenen en yüksek bedelle, bir kahramanlık destanına dönüştü.
"Bazılarının ömrü kısa, fedakârlığı ise sonsuzdur. İbrahim Aktaş, adını Ankara’nın sokaklarına, ruhunu ise milletin vicdanına mühürlemiştir."