"Bazı ruhlar, vatanın en karanlık gecesinde, uğruna yemin ettikleri ideallerin sönmez meşalesi olmak için yanar."
KİMLİK VE ADANMIŞLIĞIN YEMİNİ
O, yalnızca bir isim değildi; o, 1980 yılının keskin rüzgârlarında yankılanan bir yeminin vücut bulmuş haliydi. Metin Coşkun. Varlığını, ruhunu ve geleceğini tereddütsüzce bağladığı tek bir hedef vardı: Türk-İslam ülküsü. Onun hayatı, bir maceradan öte, bir adanmışlık silsilesiydi; ülkücü mücadelenin en ön cephesinde, inancın çelikten zırhını kuşanmış bir neferdi.
BİLİNMEYENLERİN GÖLGESİNDEKİ KAHRAMAN
Tarih, bazen kahramanlarının doğum yerini veya dünyevi mesleğini kayda almayı ihmal eder; çünkü o şahsiyetler, aidiyetlerini fani kimliklerinin ötesine taşımışlardır. Metin Coşkun da bu destansı bilinmezliğin içinden yükselir. Onun nereden geldiği veya geçimini nasıl sağladığı, canını feda ettiği ulvi davanın yanında bir ayrıntıdan ibaretti. O, topraklarının gölgesiz bir savaşçısıydı; onun yegâne mesleği, ülküye hizmet, tek doğum yeri ise bu kutlu mücadelenin kalbiydi.
ANKARA: SON NÖBETİN MEKANI
Takvimler, milletin nefesini tuttuğu o karanlık dönemin miladı olan 15 Ağustos 1980’i gösteriyordu. Ankara, bir devrin çatışmalarının sahnesiydi. Topraklı Ateş mahallesi, bu çileli mücadelenin sıcak ocağı, ülkücülerin sığınıp soluklandığı, aynı yemini paylaşan yüreklerin toplandığı bir kahvehaneye ev sahipliği yapıyordu. Metin Coşkun, yine o mekânda, ülküdaşlarıyla omuz omuza oturuyordu; bilmeden, hayatının en önemli, en yüksek bedelli anına hazırlanıyordu.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ VE EBEDİ DİRENİŞ
Ankara'nın o Ağustos gecesinde, kahvehanenin huzuru, alçakça planlanmış bir saldırıyla paramparça edildi. Devrimci solcu-komünist militanlar, sadece masaları değil, bir inancın köklerini hedef almışlardı. Silahlar konuştuğunda, açılan ateş sadece havayı yarmadı; ülkücü hareketin kalbine saplanmak istendi.
O anlar, bir kahramanın son duruşuna tanıklık etti. Metin Coşkun, karanlığın ve hain kurşunların karşısında geri adım atmadı. O, bedenini siper etti, inancının sarsılmazlığını kanıtladı. Açılan o katliam ateşi sonucu, o mücadelenin en ağır bedelini ödeyen ilk kişi oldu. Metin Coşkun şehit düştü; ancak onun bedeni bir kalkana dönüştüğü için, yedi kahraman ülküdaşımız yaralı kalarak hayatta kalmayı başardı.
O karanlık günde, Ankara topraklarına düşen her damla kan, ülkücü mücadelenin sancağını daha da yükseltti. Metin Coşkun, ne doğum yerinin ne de mesleğinin önemi kalmamış, sadece adanmışlığıyla anılan, 15 Ağustos 1980 tarihini ebediyete kazıyan bir fedakârlık abidesi olarak tarihe geçti.
"Adı, tarihin soğuk sayfalarında bir rakam değil; bir destanın, adanmışlığın ve vatan için ödenen en ağır bedelin sarsılmaz şahidi olarak kalacaktır."