"Bazı insanlar göğüslerinde sadece bir yürek değil, bir davanın sarsılmaz kalesini taşırlar; Kemal Sirha, o kalenin çilingiriydi."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
Anadolu’nun kadim ruhu Sivas-Divriği’nden yola çıkmıştı. Kemal Sirha. O, topraklarının asil mirasından aldığı sarsılmaz inancı İstanbul’un karmaşasına taşıyan bir ruh ve davanın neferiydi. O’nun ne bir hırsı, ne de dünyalık bir beklentisi vardı. O’nun hayatında tek bir suçlama vardı ve bu, alnının akıydı: Varlığını, Türk İslam davasına gönül vererek adamış olması. Bu adanmışlık, O’nu sadece bir esnaf değil, milletinin geleceğine kilit vuran karanlığa karşı duran bir direniş sembolü yapmıştı.
ÇAĞLAYAN’IN ADANMIŞ ESNAFI
İstanbul’un Çağlayan semtinde, sıradan bir hayatın görkemli bir duruşa dönüştüğü o küçük dükkân, Kemal Sirha’nın karargâhıydı. O bir çilingirdi; demiri işleyen, kapıları açan, güvenliği sağlayan bir sanatkar. Oysa O, sadece kilitleri değil, dönemin kasvetli ve kanlı günlerinde korkuyla mühürlenmeye çalışılan vicdanları ve yürekleri de açmak için mücadele ediyordu. Dükkânı, ekmeğini kazandığı yer olmaktan öte, inancından zerre taviz vermediği kutsal bir mevziydi. O, elleriyle anahtarları yontarken, ruhuyla da milletinin geleceğini dokuyordu.
FEDAKARLIĞIN GÖLGESİ
1980 yılının karanlık ve puslu atmosferi, memleketin üzerine bir kabus gibi çökmüştü. Sağduyuya, inanca ve milli kimliğe düşman olanlar, bu davanın gönüllü erlerini hedef alıyorlardı. Kemal Sirha da, duruşu ve inancıyla, militan solcu ve komünist devrimcilerin gözünde bir tehditti. Oysa O’nun bütün yaptığı, dükkânını açmak, helal lokma peşinde koşmak ve kalbindeki imana sadık kalmaktı. O, tehlikenin ne kadar yakın olduğunu biliyordu, ancak bir an bile tereddüt etmedi; zira O’nun imanı, her tehlikeden daha büyüktü.
SON NEFES, SON DİRENİŞ (15 AĞUSTOS 1980)
O gün, 15 Ağustos 1980 Cuma günü, Çağlayan’da sıradan bir iş günü başlıyordu. Kemal Sirha dükkânında çalışırken, kapıdan giren karanlık ve kin yüklü gölgeler O’nun hayatına kastetti. Devrimci solcu-komünist militanlar, bir esnafın, bir vatanseverin hayatını, savunduğu değerler yüzünden gasp etmeye gelmişlerdi.
O anlara ait detaylar, o son bakışın kararlılığı ve o son nefesin hürriyeti tarihin sayfalarında tam olarak yazılmamış olabilir. Ancak bilinen şudur: Kemal Sirha, dükkânının ortasında, inancından dönmediği için, silahlı bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Geri çekilmedi, teslim olmadı. Zira onun için o gün akan kan, bir yenilgi değil, Türk İslam davasının sancağına çekilen bir mühürdü.
İstanbul’un kalabalık caddelerinde sessizce duran o çilingir dükkanı, o an, bir yiğidin şehadetine sahne oldu. Kemal Sirha, inandığı değerler uğruna düşman kurşunlarıyla oracıkta şehit düşerek, sadece bir hayatı sonlandırmakla kalmadı, adını 1980 yılının destanına altın harflerle yazdırdı. O’nun şehadeti, basit bir esnafın trajik ölümü değil; bir milletin, en zorlu günlerinde bile inancından vazgeçmeyeceğinin haykırışıydı.
"Bazı kapılar kapatılır ki, arkasından bir milletin azmi ve şehadetinin mührü ortaya çıksın. Kemal Sirha, o kilidi kendi canıyla açtı."