“Kimi adamlar vardır ki, alın terini vatana adar; ekmeğini böler, canını bölmez. O, Adana’nın sıcak toprağında, alın teriyle yazılan destanın adıydı.”
KÖK VE YEMİN
1953 yılının Ceyhan’ında, Mercimek Köyü’nde filizlendi onun adı: Halil İbrahim Kemer. O, bu kutsal coğrafyanın mütevazı ve onurlu bir evladıydı. Yüreğir’in Kiremithane mahallesindeki küçük yuvasında, evlatlarının ve eşinin umudu, ülkücü hareketin ise sarsılmaz bir neferiydi. Geride iki çift masum göz, iki küçük umut bırakmıştı; fakat o, ailesine duyduğu sevgi kadar büyük bir yeminle de bağlıydı bu topraklara.
EMEK VE İDEALİN SAVAŞÇISI
O, sadece bir fabrika işçisi değildi; YURTTAŞ İplik Fabrikası’nın çarkları arasında sadece iplik değil, aynı zamanda milli bir duruş örüyordu. Alın teri kurumadan, davasına olan adanmışlığıyla tanınıyordu. Çünkü Halil İbrahim için emek, sadece karnını doyurmak değil, aynı zamanda yurdun geleceğini inşa etmekti. Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu, yani MİSK’in güçlenmesi için elinden gelenin fazlasını yapması, onun sıradan bir işçi olmadığını gösteriyordu. O, cephesi tezgah başı olan, idealist bir mücadele adamıydı.
SON VARDİYA, VURULAN YOLCULUK
15 Ağustos 1980 tarihi yaklaştığında, Adana üzerinde gerilimin ve karanlığın gölgesi yoğundu. O gün de mesaisini tamamladı, yorgunluğun hakkını almış, akşamın gölgesi üzerine düşerken servise binmişti. Zihninde bekleyen iki çocuğun sesi, yüreğinde ise milletinin derdi vardı. Evine, huzuruna ve ailesine doğru attığı her adım, onun için rutin bir yolculuktu.
Ne var ki, karanlık güçler, bir işçinin yuvasına gidişine dahi tahammül edemezdi. O servisin yolu, hain bir pusuya çıkıyordu. Devrimci solcu-komünist militanlar, kalleşçe bir kararla, Halil İbrahim Kemer’in içinde bulunduğu aracı kurşun yağmuruna tuttular.
KANLA YAZILAN DİRENİŞ
Mermiler namludan değil, kin ve ihanetten çıkıyordu. Servis aracı bir anda kurşun fırtınasının ortasında kaldı. O, başından ve omzundan isabet aldı. Kurşunlar sadece bedenini değil, onun inancını, duruşunu ve ülküdaşlık ruhunu hedef alıyordu.
Yaralıydı, fakat ruhu mağlup edilemezdi. Çetin bir savaşın ortasında, kanıyla son direnişini yazarken, Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastanenin bembeyaz koridorları, onun son kalesi oldu.
ÜÇ GÜNLÜK ZAFER VE ŞEHADET
Halil İbrahim Kemer, vazgeçmeyi reddetti. İdealler uğruna yaralanmış bedeni, üç uzun gün boyunca hayata tutunmaya çalıştı. O üç gün, teslim olmamış bir ruhun, zamana, ölüme ve ihanete karşı verdiği destansı mücadeleydi. Evine, yavrularına, davasına duyduğu büyük sevgi, onu ayakta tutan son güçtü.
Ancak, destanlar bazen son nefesle mühürlenir. Vücudu daha fazla dayanamadı. 15 Ağustos 1980’de, Adana’nın sıcak toprağı, bir evladının daha kanıyla sulanırken, o, ebedi âleme yürüdü. İşçi Halil İbrahim, son vardiyasını tamamlamış, ülkücü şehitler kervanına katılmıştı. O, sıradan bir ölüm değil, bir kahramanlık yükselişi yaşadı.
“Unutma ki, bazı isimler sadece tarihe yazılmaz; onlar, milletin alın yazısına kanla kazınır. Halil İbrahim Kemer, işte o alın yazısıdır.”