"Kimi hayatlar, bir coğrafyanın kaderine imza atmak için doğar; bir yıldız gibi parlayıp, alacakaranlıkta sönmeyi seçerler. Onlar, geriye sadece bir tarih ve asla unutulmayacak bir duruş bırakırlar."
FATSA'NIN ÖZ EVLADI VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, sıradan bir isim değildi; o, davasına adanmışlığın destansı bir simgesiydi. Adı, NAFIZ YILDIZ. Bir Ülkücü olarak, hayatının yegâne gayesini, inançlarının sarsılmaz kalesi üzerine kurmuştu. Onun coğrafyayla bağı, sadece bir doğum yeri kaydından ibaret değildi; Fatsa'nın kararlı ruhu, onun damarlarında dolaşıyordu. Doğduğu ve şehadet şerbetini içtiği yer aynıydı: ORDU-FATSA. Bu, bir kaderin en yüksek sadakat yeminiydi. O, toprağına ne kadar bağlıysa, ideallerine de o denli perçinlenmişti.
ADANMIŞLIĞIN GİZEMİ VE GERÇEK MESLEĞİ
Nafiz Yıldız’ın günlük yaşamına dair o soğuk, olgusal kayıtlarda, “MESLEĞİ” hanesi boş bırakılmıştır. Ancak bu eksiklik, onun kahramanlığını daha da yüceltmektedir. O, maddiyatın veya sıradan bir işin ötesinde bir varoluşu seçmişti. Bilinmezliğini bir zırh gibi kuşanarak, tüm kimliğini, uğruna yürüdüğü yola adamıştı. Onun gerçek mesleği, kağıtlara yazılmayan; yalnızca kalplere kazınan, vatan aşkının yılmaz ve adsız neferi olmaktı.
15 AĞUSTOS 1980: SON ADIM
Her şehitlik anı, bir vedadır; ancak bazı vedalar, detayı bilinmediği için efsaneleşir. Nafiz Yıldız’ın o son gününün, o son mücadelesinin ayrıntıları da tarihin derinliklerinde gizli kalmıştır. Olay günü ve yaşananlara dair hiçbir kuru bilgi, bize o anın dehşetini veya kahramanlığını anlatmaya yetmemektedir.
Bunun yerine elimizde sadece tarih ve kararlılık kalır: 15 AĞUSTOS 1980.
Fatsa’nın o karanlık ve çetin gününde, o, ne olduğunu bilmediği tehlikeye karşı gözünü bile kırpmadan yürüdü. Bilinmeyen bir zorluğun üzerine, yalnızca inancının rehberliğinde atılan o son adım... O, geriye dönüp bakmadı, tereddüt etmedi. Detaylar kaybolsa da, o anki fedakârlığı asla kaybolmayacaktır. Nafiz Yıldız, kendi canını feda ederek, davasının ölümsüzlüğüne imza attı.
EFSANELEŞEN ŞEHADET
Nafiz Yıldız, ruhunu teslim ettiği o an ile sadece bir hayatı sonlandırmadı; aynı zamanda Ordu-Fatsa topraklarında bir destan başlattı. 15 Ağustos 1980, onun fiziki varlığının sona erdiği, ancak davasının sonsuza dek sürdüğü gündür. O, bir şehit olarak, adını kuru biyografilere değil, milli vicdanın en kutsal köşesine yazdırmıştır.
"Tarih, sadece doğanları değil, inancı uğruna ölmeyi seçenleri yazar; çünkü gerçek kahramanlık, bilinmeyen bir fedakârlığın gölgesinde saklıdır."