"Bazı isimler vardır ki, tarihe sadece bir not olarak düşmez; onlar, fedakârlığın ve sarsılmaz bir inancın destanı olarak mühürlenirler."
ORDU’NUN YÜREĞİNDEN YÜKSELEN SES
Adı: Osman Demir. O, sadece bir birey değil, mensubu olduğu davanın simgesi, Ordu-Fatsa’nın öz evladıydı. Doğduğu topraklara duyduğu derin sevgi ve millete adanmışlık, onun kimliğinin en temel taşıydı. Osman Demir, sadece bir Ülkücü değildi; ailesinin, özellikle de babası Cemal Demir’in de paylaştığı, MHP’nin ilkelerine sıkı sıkıya bağlı sarsılmaz bir imanın temsilcisiydi. Onların duruşu, kuru bir siyasi tercih değil, dönemin zorlu rüzgârlarına karşı göğüs gerdikleri bir hayat felsefesiydi.
TOPRAĞA VE MİLLETE ADANMIŞLIK
Osman Demir’in mesleği, belki resmi kayıtlarda net bir başlık altında değildi; ancak onun gerçek mesleği, ülkülerine adanmışlık ve vatan toprağına hizmetti. Hayatın en sade ve en kutsal eylemiyle meşguldü: Bereketli Anadolu toprağında alın teri dökmek. O gün, herhangi bir savaş alanında değil, Fatsa Çamaş’daki fındık tarlasında, hayatın devamı için en temel görevi yerine getiriyordu. Bu duruşuyla gösterdi ki; bir kahraman, cephede olduğu kadar, tarlasında da inancından taviz vermeyen kişidir.
SON HASAT SABAHI
Takvimler 15 Ağustos 1980’i gösteriyordu. Türkiye’nin üzerinde kasvetli bulutlar dolaşırken, Fatsa Çamaş’da gün, sessizlikle başlamıştı. Saat henüz 07:20. Güneş, Anadolu’nun bu yiğit evlatlarının üzerine doğmaya hazırlanırken, baba Cemal Demir ve oğlu Osman Demir, rızıklarını toplamak üzere fındık bahçesinde çalışıyorlardı. Ellerinde silah değil, nasırlı elleriyle topladıkları bereket vardı. Bu sade sabah, o günlerin kalleşliğini ve vahşetini bir kez daha ortaya çıkaracaktı.
KARANLIĞIN PUSU VE EBEDİ YOLCULUK
Bir anda, beklenen savaş çığlığı değil, hainliğin fısıltısı duyuldu. Silahlar, en masum anda, en savunmasız duruşta ateşlendi. Baba ve oğul, toprağın huzurunu ararken, şiddetin hedefi oldular. Cemal Demir ve oğlu Osman Demir’e açılan bu menfur ateş, sadece iki canı hedef almadı; bir ailenin onurunu ve bir milletin geleceğini hedef aldı.
Osman Demir, 15 Ağustos 1980’in o erken saatinde, çalıştığı ve sevdiği topraklar üzerinde, babasıyla omuz omuza, son nefesini verdi. Onların kanı, fındık ağaçlarının köklerine karışarak, Fatsa toprağını bir kez daha vatan kıldı. Onlar, sadece bir hasat için değil, inandıkları davanın ölümsüzlüğü için canlarını feda ettiler. O gün, baba Cemal Demir ve oğlu Osman Demir, sırt sırta vererek, adanmışlığın en yüce bedelini ödediler ve şehadet mertebesine eriştiler.
"15 Ağustos 1980 sabahı, Fatsa’nın bereketi, artık sadece fındıkta değil, bir babanın ve oğulun aynı anda göğüslediği sarsılmaz imanın ölümsüzlüğünde de saklıdır."