"Millet aşkı, bir alın terinin gölgesinde büyüyen, iki çocuğun umudunda taçlanan ve uğruna her şeyi vermeye hazır olunan sarsılmaz bir yemindir."
YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI KUTSAL KİMLİK
Adı Zekeriya Gülaz’dı. O sadece bir isim değil, Gaziantep’in bereketli topraklarında filizlenmiş, ruhu Türk Milliyetçiliği davasıyla mühürlenmiş bir ülkü devinin sembolüydü. Bir şehirden doğmuştu; o şehirde yaşadı, çalıştı ve en yüce fedakârlığı gerçekleştirdi. O, kâğıt üzerindeki bir kimlikten çok, inancının yiğitliğini omuzlarında taşıyan bir duruştu.
BİR YUVANIN DAYANAĞI VE ALIN TERİNİN ŞEREFİ
Zekeriya Gülaz, hayatın en saf ve kutsal rollerini üstlenmişti: Evliydi ve geride iki evladının geleceği için çırpınan bir baba. Ellerinin emeğiyle, alın teriyle geçinen bir işçiydi; özel bir iş yerinde çalışarak ailesinin direği, yuvasının sarsılmaz dayanağı olmuştu. Ancak onun mücadelesi sadece evinin geçiminden ibaret değildi. O, çalıştığı sahadan, işçi sınıfının hakkını savunan bir ülkücüydü; Gaziantep MİSK şubesine üyeydi. Onun için işçilik, haksızlığa karşı dimdik durmanın ve millî ruhla yoğrulmuş sendikal bilincin ta kendisiydi.
15 NİSAN 1978: ADANMIŞLIĞIN KARAR GÜNÜ
Takvimler 15 Nisan 1978’i gösteriyordu. Zekeriya Gülaz, günlük mesaisini tamamlamış, akşam teşkilatında buluşmak üzere ülküdaşlarıyla sözleşmişti. O gün, sadece eve dönen yorgun bir işçi değil, davasının gereğini yerine getirmek için hazırlanan kararlı bir neferdi. Çarşıdan alışverişini yaptı; belki de evdeki iki can için küçük bir armağan, belki de sofraya konulacak ekmeği taşıyordu.
Ancak Gaziantep sokakları, o akşam, karanlık bir ihanete gebeydi.
ZULÜM VE İHANETİN PUSUYA DÜŞÜŞÜ
Zekeriya Gülaz, evine doğru adım adım yürürken, işçi haklarını sadece dillerine pelesenk edenlerin kurduğu kalleşçe bir pusuyla karşılaştı. Bir grup devrimci solcu-komünist militan, bu çelik iradeli işçinin yolunu kesti. Ellerinde sadece tehdit değil, aynı zamanda demir çubuklar ve namlular vardı.
Saldırı, alçaklığın en şiddetli haliyle başladı. Önce demir çubukların kahpe darbeleri indi ülkü devi Zekeriya’nın üzerine. O, inancından zerre kadar taviz vermemiş, alın terini idealleriyle yoğurmuş bir yiğitti. Vücudu darbelerle sarsılırken bile, davasına olan sadakati sarsılmadı.
İşçilikten dem vuranlar, kendi ideallerine ters düşen, yürekli bir işçiyi katletmek için son adımı attılar. Demir çubuklarla vurulan bu onurlu adam, ardından sıkılan kurşunlarla yere düştü.
ŞEHADETİN TESCİLİ VE EMEKÇİYE VURULAN DARBE
15 Nisan 1978 günü, Gaziantep, bir işçinin, bir babanın, bir ülkücünün kanıyla yıkandı. Zekeriya Gülaz, mücadelesinde zerre kadar geri adım atmadan, işçi olduğunu iddia edenlerin elleriyle şehit edildi. Onun düşüşü, sadece kişisel bir kayıp değil, milli duruşun bedelini en ağır şekilde ödemesiydi. O, ailesi için taşıdığı ekmeği bırakarak, davası için canını feda etti. Zekeriya Gülaz’ın adı, Türk Milliyetçiliği tarihine, inancı için katledilen onurlu bir emekçi ve kahraman bir şehit olarak ebediyen yazılmıştır.
"Kimi, bir davanın bedelini alın teriyle öder. Kimi, demir çubuklar ve kurşunlarla. Zekeriya Gülaz, yeminini kanıyla tescilleyerek, iki bedeli de ödemiş bir Gaziantep kahramanıdır."