"Ölümsüzlük, sadece vazgeçmeyenlerin ruhunda yazılan bir sözleşmedir. Ayşe, bayram günü, imzasını kanıyla attı."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN DOĞUŞU
Anadolu'nun sıcak ve bereketli topraklarında, Adana’da, 1 Kasım 1953’te, tarihin en çalkantılı dönemlerinden birinde filizlendi Ayşe Çetinkaya. O, sıradan bir hayatın değil, ulvi bir duruşun neferi olmaya yazılmıştı. Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı Yavuzlar Mahallesi’nde, bekâr ve yüreği vatan sevgisiyle dolu bir kadın olarak, alın terinin değerini bilenler safında dimdik durdu. Onun kimliği; sadece doğduğu yerle değil, inandığı değerler uğruna vereceği destansı mücadeleyle mühürlenecekti.
EMEĞİN VE İDEALİN SAVAŞÇISI
Ayşe bir işçiydi. Yurttaş İplik fabrikasının gürültüsü içinde, emeğin onurunu savunmayı kendine şiar edinmişti. Ancak o, sadece makinelerin başında duran biri değildi; o, cephede duran bir temsilciydi. İşçi sınıfının zorlu mücadelesinde, MİSK (Millî İşçi Sendikaları Konfederasyonu) çatısı altında kadın işçilerin sesi, kalkanı ve temsilcisi oldu.
1980’li yılların o karanlık ikliminde, fabrikalar sadece üretim merkezleri değil, ideolojilerin kanlı çarpışma alanlarıydı. Ayşe Çetinkaya, bir kadın lider olarak, zalimin karşısında eğilmeyen bir irade sergiledi. Onun duruşu, inancına sımsıkı tutunan herkes için bir bayrak, düşman için ise sarsılmaz bir tehditti. O, adanmışlığın bedelini peşinen kabul etmişti; zira en büyük kahramanlık, tehlikenin göbeğine gönüllü olarak yürümekti.
BAYRAM GÜNÜ, SON VAKİT
Takvimler 14 Ağustos 1980 Perşembe’yi gösteriyordu. O gün, milletimizin en kutsal ve mübarek günlerinden biriydi: Kurban Bayramı’nın ilk günü. Bütün yurt, paylaşmanın ve huzurun coşkusunu yaşarken, Ayşe, Adana’daki evine döndü. Ancak o akşam, kutsal bayramın huzuru, alçak bir gölgeyle kaplandı. Karanlık, puslu emellerini gizleyerek, onun evinin kapısına kadar geldi.
HAİN PUSU VE ÖLÜMSÜZLÜK
Akşam saatleriydi. Kurban Bayramı’nın getirdiği o mübarek güven hissi, caniliğin perdesi oldu. Gelenler, kimliklerini gizleme alçaklığını göstererek, kapıyı açtırdılar. Bu, bir çatışma ya da adil bir hesaplaşma değildi; bu, sadece bir duruşun, bir inancın, bir cesaretin imhası girişimiydi.
Ayşe Çetinkaya’nın önderliğinden korkan, mücadelesinden çekinen komünist militanlar, namertçe bir pusu kurdular. Kapı aralandığında, karşılarında bir işçi kadın değil, milletinin fedakâr ruhunu taşıyan bir kahraman buldular. Ve o an, karanlığa adanmış kurşunlar, Ayşe’nin tertemiz kalbine isabet etti. O, bir bayram akşamı, inancını canıyla ödeyerek şehitlik mertebesine yükseldi.
Ayşe Çetinkaya, 27 yaşında, idealleri uğruna en yüksek mertebeye erişti. Onun kanı, sadece Yurttaş İplik Fabrikasının duvarlarına değil, Milliyetçi hareketin hafızasına da kazındı.
Ayşe’nin mübarek naaşı, mücadelesine sahne olan Adana’da, Adana Asri Mezarlığı’nda ebediyete uğurlandı. O, sadece bir işçi değil, bir lider, bir ülkücü ve adanmışlığın en büyük timsali olarak tarihe geçti.
"Bazı hayatlar kısa sürer; ancak bıraktıkları iz, bir ulusun istiklal mücadelesi kadar derindir. Ayşe, sadece yaşarken değil, son nefesiyle de yol göstermeye devam etti."